|
| Kadro Denizi Ve Tatlısu Polisi |
|
| Yazar:
İsmet KAPLAN |
22.08.2006
|
 |
Mesleğimizde aktif polisliğin yapıldığı , masabaşı ile değil “sokaklar , karakol , umumâ açık yerler , operasyonlar” gibi anahtar kelimelerle açıklanacak kısma “kadro” diyoruz…Büyük balık – küçük balık döngüsünü , boğulma potansiyelini , “iş çıkarma” özelliğini hesâba katarsak “kadro denizi” şeklindeki tanım vuzûha kavuşabilir. “Tatlısu polisi” ise eğitim birimleri , masabaşı işleri ile iştigâl eden üniformalı zevâta denebilir ki , bunlar yukarıdaki “deniz” e nisbeten dere , çay , bilemedin göl seviyesinde kaldıklarından kadrocuların “derinliği” ile mukâyese edilmez. Zâten bu yazı da “mukâyese” ye değil “muhâsebe” ye dâvet etmektedir.Muhâsebe ; yâni polislik mesleğini icrâ edenler olarak “neredeyiz? , yarışma hâlinde miyiz tartışma hâlinde miyiz? , yatan kim çalışan kim? , işgâl ettiğimiz nere ve iştigâl ettiğimiz ne?” gibi sorulara cevâp bulabilmek için birey olarak ve birim olarak kendimizi sorgulamaktır. Tasnife göre hâl-i hâzırdaki konumu “tatlısuda bir sazan” olarak iki senelik kadro tadımından sonra bu yazının bir günâh çıkarma manifestosu olduğu ve vaftîz beklenildiği düşünülmesin.Satırlar ve de satır araları kasdımı anlatacaktır. Edilgen ol ki Etken olasın Gramer kuralları , en çetrefilli meseleleri özlü olarak açıklamada birebirdirler.Erbâbı bilir ki; ömür gerektirecek konular ve hattâ konu olarak ömrün kendisi bile birkaç dilbilgisi nüansı ile izâh edilmeye müsâiitir. İngilizcedeki “aktif ve pasif cümle” nin Türkçe versiyonu “etken – edilgen” cümlelerdir. “Yaptım” derseniz etken , “yapıldı” derseniz edilgen olur. Devlet memuru olarak yaptığımız/yapacağımız işlerden bahsederken “yaptım,yapacam” gibi birinci tekil şahıs kullanmak son tahlilde bir kompleks işaasıdır…O kadar ki ; mâiyetine iki-üç ast verilen bir üst , mâhiyetini unutuverir , rütbesi kanına karışır ve “anemi” olana kadar asar keser. “Seni bizim şubeye alayım” gibi kız alacak âşiret ileri geleni tarzında ileri geri konuşur , “şubeyi ben bu hâle getirdim” gibi belediye başkanı pozlarına girer ve sâire… Unutmamalı ki reklâmını self-servis olarak yapan ve de mübhem icraatını birinci ağızdan söyleyen insan kadar soğuk nevâle yoktur. Etkin olmak arzusu ile yanıp tutuşanlara “edilgen konuş” demek oyuncağını elinden almak olacaktır.Görünmek isteyenler , görmek istemeyeceklerdir bu tavsiyeyi… Performansını “çıkıntı” olmak için değil , eriyebilmek için kullanmalısın.Yeteneklerin yetişmesi için en verimli zemîn gizlilik toprağıdır.Pirinç için sulu arazi , palmiye için sıcak hava gerekli olduğu gibi…Edilgenlik bu zemîni sağlar. Bahsettiğimiz husus hem kadroda olanlar hem de kadro-dışı olanlar içindir.Bu virüs maalesef nezle gibi yayılmış.Takım böyle diye takımdan ayrı düz koşu mu yapalım?Yok hayır…Devâm ediyoruz… Daha iyi , iyinin düşmânıdır Bu söze bir büronun duvarında rastlamıştım.Duvarlarda asılı olup dört duvar arasına ömür tüketen insanlara sirâyet etmediği için güzel söz panoları bana hep duvar kağıdı mesâbesinde gelir. “Daha iyi” sıfatına , ötesi “en iyi” sıfatına erişebilmek için canını dişine takanlar onca “iyi” ile dost olunabilecek ticâreti değil sırça köşke yerleşebilme hevesini tercih etmekteler.Bu “gayretlerini vasata düşürerek tekdüze bir duruma gelsinler” , demek değildir.Sürü psikolojisi gibi gelen bu teklif , kollektif şuura dâhil olma tavsiyesidir. Cemil Meriç “sürünün önüne geçmek sürüden ayrılmak mıdır?”” diye sorar , ve “aradaki fark uzayınca “evet!”” cevâbını verir…Nâzım Hikmet ise meseleye “ağaç gibi hür , orman gibi kardeş” çizgisinde bakar… Müsâdeme-i efkârdan şöyle bir hakîkât barîkası gözümüze ilişmektedir: Çalışacaksın , başkasının çalışmamasını kendi çalışmamana mâzeret saymak şöyle dursun , çalışmayanı motive etmeye yol açtığını fark edeceksin.Çalışırsan motive için söze gerek kalmaz. Çalışacaksın ve eğer birisi/birileri bu çalışmadan bahsedecekse bu asla sen olmayacaksın, aynı sırada okuduğun insanlar ile araya fark girse de “sıradan” olmak için gayret göstereceksin.Bu noktada şu müjdeyi alabilirsin ; farklı olmak arzusundakilerin enflasyonu bu kadar tavan yapmışken “sıradan” kalma gayretindeki sen , otomatikman fark edilirsin.Ama sen yine de “farklı olma” ya bizatihî tâlip olma… At binenin kılıç kuşananın Meslektaşlar olarak düştüğümüz önemli bir hatâ , çalıştığımız birimi “en çok işi yapan” olarak görmemizdir.Oysa bu yanılgının karekökünü alırsanız şu sonuca varmakta zorluk çekmezsiniz: Bir birim en çok işi yaptığı için değil , biz orada görev yaptığımız için bizce ilk sıraya alınmaktadır.Şube kılıfına sokularak egosantrik/ben-merkezli düşüncelerimizi yansıtmaktan öte bir şey değildir.bir ölçü birimi olsa ve en çok işi gerçekten o şûbenin yapıyor olduğu tesbit edilse bile bu sözü söyleyen hükmen mağluptur. Siz görmüşsünüzdür ; karakolda çalışırken “her işe biz bakıyoruz” deyip de şubeye geçince “karakol gibi yatıyor muyuz biz” diyeni…Veyâ bir şûbeden ötekine geçince , parti değiştiren milletvekili edâsıyla eski şûbesine veryansın edeni…Mevcud durumunu kutsamak amacıyla önceki çalışma yerleri hakkında “örgüt itirâfçısı” gibi konuşanı…Görmüşsünüzdür , inşaallah gördüğünüz siz değilsinizdir. Orta kademe bir yöneticiye “hangi birimlerde çalışmalıyım?” diye sorsanız , gâlib ihtimâl kendi müteselsil çalışma yerlerini salık verecektir.Ve meslekte ilerleme adına en kısa ve doğru yolun o yol olduğunu belirtmeyi unutmayacaktır.Bu tavır da yine o yoldan kendisi geçerek şereflendirdiği içindir. Oysa ki “at binenin kılıç kuşanın” prensibince her birimde “yararlı olma” potansiyeli vardır.Göz , “en önemli benim” derse ayağı küstürüp gördüğüne varamaz.Dil “en önemli benim” derse eli küstürüp yemeği tadamaz…Demek ki kalbin her damara kan pompalaması hatırlanmalıdır.Ve beyne , yâni akla tâbi olan ve özelliklerini beynin yolladığı sinyallerle hayata geçiren organlar “aklın yolu birdir” demeli ve meslekî ortaklıklarını “kollektivite” lehine değerlendirerek hepsince müşterek olan “ortak aklın” emrine vermelidir. Güvenlik Görevlisi iken “güvenlik kamerası” hâline gelmemek için , gördüklerimiz hakkında fiilî bir şeyler yapabilmek için organlar ile açıklanan örneği dikkate almak lâzımdır.Meslekî rûh bunu gerektirir. Rûh çıkarsa cesede fesâd girer. |
| |
| Yazar:
İsmet KAPLAN |
22.08.2006 |
| |
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş veya Eklenen Yorumlar Onaylanmamış.
|
|