{mosimage}
Hizbullah
Doc. Dr. Ihsan Bal
Hizbullah Örneği Çerçevesinde Polisin Terör Operasyonları ve Proaktif Terörle Mücadele.
Hizbullah terör örgütüne yönelik operasyonların yoğunlaştığı Ocak-Şubat-Mart (2000) içerisinde, ülkemiz genelinde Hizbullah örgütü merkezli tartışmalar daha da yoğunluklu olarak gündemde yerini almaktadır. Doğal olarak bu ölçütte politik şiddete sahne olan bir terör örgütünün, bütün boyutları ile tartışmaya açılması, çok sesliliğin gereği ve / veya olması gereken çok seslilikle doğru orantılı olarak süregelmektedir. Okuyacağınız bu makalede, terör örgütleri bağlamında tartışmanın yapılması yanında, özellikle son Hizbullah vahşetlerine bağlı olarak gözler önüne serilen ve fakat araştırmacıların gözünden kaçan yada tam olarak bilenmemesinden kaynaklanan bize göre önemli gördüğümüz inisiyatif kullanmanın, gündemi etkilemenin ve kaos oluşturmanın teröristlerin elinden çıkarılması ve fakat yapılan sürekli ve başarılı operasyonlarla, yurttaşın huzurunun sağlanmasının ve inisiyatifin güvenlik güçlerince kullanılmasının boyutunun mercek altına yatırılması hedeflenmektedir.
Bu bağlamda yine bu makalemizin içinde, ‘terörle mücadelede sıklıkla dile getirilen ancak uygulamada çoğu kez başarılamayan sıradan yurttaşların, teröristlerle mücadele edilirken hiç zarar görmemesi yada zararının en aza indirgenmesin nasıl olacağı’ konusuna ve ‘terörle mücadelede proaktif polislik ve ‘community policing’ yöntemlerinin kullanılması yoluyla halkın desteğinin sağlanması’ çalışmalarına da göz gezdirebileceksiniz ki; güvenlik güçlerinin son Hizbullah terör örgütü çerçevesinde gerçekleştirdiği palanlı operasyonlar da bunlara gerçekten de güzel birer örneklemeler oluşturmaktadır.
Şimdi öncelikle teröristlerin terör stratejilerinin neler olduğu / nasıl olduğu ve benzeri sorularının yanıtlarını bulmaya başlayarak makalemizde ilerleyelim.
Teröristin terör stratejisi.
Terör örgütleri konusunda çalışan uzmanların ortak görüşlerine göre; teröristler rasgele, sıradan ve maceracı anlamda eylem yapmamakta, ve alabildiğine bilinçli hareket ederek irili ufaklı eylemler gerçekleştirmektedirler. (Laqueur 1987; Wilkinson 1986 a; Clutterbuck 1986, 1990; Wardlaw 1989). Biz bu makalenin içerisinde her terör ve terör örgütü nitelendirmesini yaptığımız zaman, politik terörizm kapsamındaki örgütleri ifade etmeye çalışmaktayız. Genel kabul gören anlatımlar içerisinde, teröristlerin hedeflerine ulaşmada kullandığı yaygın stratejilerden en önemlisi yaptığı saldırılar aracılığıyla, hedefinde olan bütün kitlelerce bir komünikasyon aracı biçiminde algılanmasını sağlatmak ve verdiği şiddet unsuru taşıyan mesajları doğrultusunda eylem hedeflerini geliştirerek / çeşitlendirerek / re-organize ederek belirlemektir (Ross ve Miller 1997). Bu strateji çerçevesinde teröristler eylemlerini gerçekleştirirlerken, karşılarındaki grupların vereceği tepkileri değerlendirmeye alırlar ve bu tepkiler doğrultusunda başarılarını ölçer ve gelecek eylemlerini bu veriler doğrultusunda planlamaya çalışırlar (Bell 1976; Bal 1999). Teröristlerin önem sıralaması içindeki hedef kitlelerin başında hiç kuşkusuz öncelikle masum geniş halk kitleleri gelmektedir. Demokratik ülkelerdeki güvenlik güçleri perspektifinden olaya baktığımızda ise, emniyet güçleri de teröre karşı başarılı ve etkin olabilmeleri için de büyük ölçütte halk desteğine gereksinim duymaktadırlar. Bu bağlamda terör örgütleri ile güvenlik güçleri arasındaki mücadele bir bakıma karşılıklı ‘alan kazanma stratejisi’ olarak da nitelenebilir (Freedman 1986; Furlog 1981; Wilkinson 1986 a, b) ki bu durum ilerleyen sayfalarda açıklanılacaktır.
Şimdi de yukarıda sözünü ettiğimiz terör örgütlerinin büyüme ağına paralel olarak gerçekleştirdikleri terör eylemlerini bir ‘komünikasyon stratejisi’ olarak aşağıdaki biçimde ifade edelim. Şekil bir incelendiğinde; terör örgütlerinin eylemlerinde belli başlı gruplar olarak, güvenlik güçleri, vatandaşlar, iş çevreleri ve medya hedef alınmaktadır. Ancak elbette bu kategorik nitelendirmenin bütün terör örgütleri tarafından kesinlikle izlenen bir strateji olduğu değerlendirmesinin yapılması çok doğru olmayabilir. Bilindiği gibi, terör örgütlerin farklılığı, ideolojik yapılarının çeşitliliği, ortaya çıktığı ülkelerin başka başka olması ve bu ülkelerin yönetimlerinin demokratik hukuk devleti olmasından, anti demokratik baskıcı rejimlere kadar değişkenlikler göstermesi, ayrıca terör örgütlerinin militanlarını seçtikleri evren ve finansal desteklerinin çeşitliliği açılarından bir değerlendirme yapılacak olursa, elbetteki genel üst kapsamlı değerlendirmeden bazı sapmaların olacağı / olabileceği göz önünde bulundurulmasında yarar vardır. Bu çalışmanın zorunlu sınırlaması içersinde terör örgütlerinin eylemleriyle değişik gruplara vermeye çalıştığı mesajlardan, özellikle güvenlik güçlerine yönelik mesajlarını ve alan kazanma çabaları aşağıdaki şekillendirmeyle anlamlı hale getirilmeye çalışılmıştır.
Yukarıdaki şekilde de görüldüğü gibi, terör örgütleri diğer teröre yönelmeyen guruplarla karşılaştırıldıklarında özellikle güvenlik güçlerini hedef alırlar. Ve hedef almalarında kendileri açısından saldırılacak yerin / kişinin / üniformanın yani kısaca hedefin belirginliği söz konusu olmasına karşın, ayni durum güvenlik güçleri açısından çoğunlukla bu kadar net değil flu bir görünüm taşımaktadır. Bir diğer anlatımla, eylemlerini gerçekleştiren terör örgütleri, genel olarak nerede ve ne zaman eyleme geçecekleri belirlenemediği için güvenlik güçlerine karşı çoğunlukla inisiyatif kullanma üstünlüğüne sahiptirler (Gregory 1981). Eylem yerini, zamanını ve hedefini seçme inisiyatifi teröristlerin elinde olduğundan (Uğur Mumcu. Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı suikastleri ve en son dönemde yaşadığımız ve Hizbullah terör örgütü tarafından kaçırılıp daha sonra öldürülen kişilerde olduğu gibi) güvenlik güçleri olayı daha sonradan aydınlatmaya ve çeşitli ipuçlarını ve olasılıkları elden geldiğince değerlendirerek ve hatta ‘beyin fırtınası’ yöntemlerini kullanarak teröristlere ulaşmaya çalışmaktadırlar / çalışmalıdırlar.
Yukarıda yalnızca isimlerini sayarak örneklemeye çalıştığımız bu fail-i meçhul terör olaylarına dikkat edilecek olunduğunda, göze çarpan ve hatta gözü tırmalayan konu, bütün bu eylemler bizzat güvenlik güçlerine yönelik olmamasına karşın, sonuç olarak devlet kendi kuvvetlerini harekete geçirmekte ve olayları çözmeye çalışmaktadır. O halde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in anlatımları içinde; ‘...fail-i meçhul her cinayet devletin sırtında bir kamburdur...’ ve öyle kalmaya da devam edecektir.
O halde, güvenlik güçlerinin çeşitli tedbirler alması ve teröristlerin peşine düşmesi terörist eylemlerin direk devletin asayiş güçlerine yönelik olmasını gerektirmemektedir. Yine teröristler toplumdaki farklı unsurları tahrik etmeye yönelik yaptıkları bilinçli eylemler ile sürekli bir biçimde güvenlik güçlerine yönelik mesajlar vermektedirler. İşte böylesi mesaj bombardımanına uğrayan güvenlik güçleri öncelikle soğukkanlı olabilmeli sonra da kendilerini sürekli ama sürekli geliştirmeli ve en az bir terörist kadar o literatüre sahip olmalıdırlar.
Burada şu soru akıllara gelebilir. Acaba bir terör örgütü güvenlik güçlerini nasıl izlemekte, onlara ne tür mesajlar vermekte ve bu dolaylı-dolaysız iletişimden nasıl yaralanmaya çalışmaktadırlar?... İşte bu noktada birkaç örneklemeyle sorulan bu soruya yanıt bulmaya çalışalım. Yukarıda da ifade edildiği üzere, eylem üstünlüğünü ilk başlarda elinde bulunduran terör örgütü yapmış olduğu acımasız ve gerçekten vahşice eylemlerinden hemen sonra saklanır ve bu makalede ifade ettiğimiz eyleminde hedef olarak algıladığı / gördüğü bütün grupların tepkilerinin neler olacağını gözlemeye çalışır. İşte böylesi bir terör eyleminin sonrasında; öncelikle yazılı ve görsel medya kuruluşları yapılan bu eylemi sansasyonel bir biçimde birinci sayfalarından halka duyurular. Yine yakın çevre diyebileceğimiz ve yukarıdaki şekilde birinci halkada yeralan geniş ve sessiz halk yığınları yapılan terörist eylemin gücüne, vahşet oranının yüksekliğine paralel olarak endişelenmeye, korkmaya başlayabilirler. Ekonomik istikrar arayan geniş ölçekli iş-sermaye çevrelerini de terör eylemi sonrasındaki olayın / olayların akışına göre yatırımlarını yeniden gözden geçirme gereksinimi hissederler (Laaqeur 1990; Marks 1992).
Yukarıda sayılan bu nedenlere bağlı olarak ilk bakışta teröristlerin lehine gelişme tirendi gösteren bu eylemlerde asıl önemli ve belirleyici olan unsur; güvenlik güçlerinin terör saldırılarına karşı geliştirecekleri önlemler, yaygın anlatım ile terörle mücadele yöntemi olarak neleri nasıl yaptıkları / yapacaklarıdır.
Güvenlik güçleri öncelikle terörle mücadeleyi teröristle kendisi arasındaki bir yarış ve düello olarak algılamamalıdır. Yine emniyet mensupları halkın desteğini de yanlarına alacak biçimdeki çeşitli önlemler geliştirmelerinde de yarar vardır. Her terör eylemi sonrasında, sıklıkla teröristlerin başvurduğu provokasyonlara karşı polis alabildiğine büyük bir dikkat ve temkinle verileri değerlendirmelidir. Ayni amaca yönelik birden fazla eylemi gerçekleştiren terör örgütleri, bazen bu eylemlerle birlikte göreceli bir üstünlük sağlamaktadırlar. Sağlamaktadırlar çünkü; teröristler yaptıkları / yapacakları eylemin yerini / zamanını / mağdurlarını seçebilme üstünlüklerini ellerinde tutmaktadırlar. Bu durum ise teröristlerin ‘her an yeni bir eylem yapabilecek’ durumda gözükmesi olgusunu da beraberinde getirir ki; bunu süreklileştirebilmek bakımından da teröristler de kesinlikle halk desteğine gereksini duyarlar. Bu nedenle de güvenlik güçlerinin yapacakları taktik hataları ve yanlış uygulamaların her birisi, terör örgütünun artılar (+) hanesine yazılan önemli kazançlarını ve başarılarını oluşturur.
Örneğin planlı bir eylem sonucunda saklanmayı ve yakalanmamayı başaran teröristler, kendilerine ulaşılmadan önce yakın çevrelerindeki halk kitlelerine hükümet güçlerince baskı uygulanmasını veya güvenlik görevlilerinin telaşa kapılarak sistemsiz, gelişigüzel ve yalnızca yüzeysel şüphecilikle çok sayıda insanı sorgulamasını / rahatsız etmesini beklerler / arzularlar. Bir terör eylemi sonucunda kendilerine güvenlik güçlerince zor kullanılan her yurttaş, terörist için maniple edilmeye açık bir potansiyel terörist adayı kimliğine bürünebilmektedir (Easter 1979; Janke 1986). Özellikle hazırlıksız yakalan ve bunun sonucu eksik ve yanlış değerlendirmelerde bulunabilecek güvenlik güçleri genellikle, teröristlere ulaşmada halktan bilgi alma durumunda olacakları açıktır. Burada riskli durum ise güvenlik güçlerinin bilgi toplamada gösterebilecekleri baskıcı ve peşin fikirli tavırların halka bir küskünlük oluşturabileceği geçeğidir (Furlong 1981; Quandt 1990). Bu bakımdan kendi bilgi birikimi, teknik ve fiziksel donanımların yanında, halktan ve / veya teröre potansiyel sempatizan diye tanımlanabilecek gruplardan bilgi alma yöntemlerinde güvenlik güçlerinin çok dikkatli ve itinalı davranması önemlidir. Böylelikle terörle mücadele polisi, terör örgütünün güvenlik güçlerini provoke ederek yaratmayı ve genişletmeyi hedeflediği propaganda alanını daraltmakta, önemli kazanımlar sağlayabilecektir.
Terörün oluşturduğu panik ve korku ortamında güvenlik güçleriyle co-operasyona yanaşmaktan (haklı-haksız) kaçınan halkın, güvenlik güçlerince bilgi alma açısından zorlanması durumunda halkın desteğinin terörist lehine gelişmesine / dönüşmesine neden olabilir / olur. Bu gelişim sonucu ise, terör örgütünün özellikle şaşkın ve devlet desteğini yanında hissedememiş gruplara yönelik propaganda gücünü artırıcı ve yaratacağı yeni maniple alanlarıyla birlikte örgütüne eleman kazanımını bu alanlardaki kişilere yönlendireceği yadsınamaz bir gerçektir. Sessiz, sıradan ve masum olan geniş halk kitleleri, terörün kendisinin (bile) mağduru olabileceği korkusunu yaşadığı ve terör eylemini kendisine / ailesine / çocuklarına çok yakın hissettiği zamanlarda, güvenlik güçlerinden kendilerini korumalarını diğer olağan zamanlara göre daha da hassas ve yoğunluklu olarak isterler (Laqueur 1987; Crelinsten 1989). Böylesi durumlarda yurttaşlar devletin kendilerine daha sevecen ve şefkatli yaklaşımını beklerler. Örneğin: 1968-1969 yıllarında Kuzey İrlanda Protestan Polisinden çok fazla baskı gören Katolik Kuzey İrlandalılar, Britanya Askerlerini bile kurtarıcı olarak görmektedirler. Ancak askerlerin Katoliklere karşı oldukça sert ve insanlık dışı tutum içersine girmeleri sonucunda, halk kitlelerinde geniş bir hayal kırıklığı söz konusu olmuş ve İRA’nın geniş topluluklarca / kitlelerce desteklenmesine yol açmıştır (Bell 1976; McGrath 1990).
Çünkü, halkın devlet güçlerinden beklentisi, özellikle açık ve demokratik toplumlarda kendisine / kendilerine yardımcı olmaları, kendilerini korumaları ve sevecen bir biçimde davranmasını göstermesidir (Ross ve Miller 1997). Bunun tam tersine bir tavır içerisinde olunursa; halkın terörist eylemler sonrasında pozitif bir katılım yapmaması, nötr kalması ya da negatif tutum ve davranışlar içinde olması durumlarında teröristleri yapılan eylem sonrasında avantajlı kılmaktadır. Yurttaşlar eğer güvenlik güçlerinden bekledikleri olumlu yaklaşımları görmüyorlarsa teröristler hemen devreye girmekte ve kendi propagandalarını yaparak yeni yeni sempatizanlar kazanmakta ve devletin işe yaramaz bir olgu olduğunu yurttaşlara empoze etmektedirler(Crelinsten 1989). Halkın desteğini yanına çekmesi açısından teröristin ilk aşamayı böylesi bir yöntemle başararak geçmesi sonrasında terör örgütleri bilinçli olarak korku ve baskı altında tutmaya çalıştıkları halk kitlelerine yumuşak bir yaklaşım göstererek ikinci dalga gereklerini yerine getirmeye başlarlar. Böylece devlet güçlerinin olası yanlışlıklarını ve eksikliklerini propagandaya dönüştürmek suretiyle birinci halkadaki kişiler arasından kendileri için halk desteğini kazanmaya / artırmaya çalışırlar (Şekil I).
Terör örgütlerinin bir diğer özelliği ise karar verme mekanizmalarının seri çalışabilmesi ve birbirleri arasındaki koordinasyon sağlamada verimli olmalarıdır (Bal 1999). Özellikle eylem yapan aktif militanını, yani örgütsel söylem içinde ‘askeri kanat üyelerini’ yetiştirmiş militanları olan terör örgütleri eylemlerin gerçekleştirmekte çok daha seri hareket edebilmektedirler (Bakunin 1869). Yani örgütün yönetim kademesinde stratejiler elden geldiğince hızla belirlenmekte ve değişen konjektöre göre belirlenen daha yeni taktiklerin tekniklerin geliştirilmesi ve seri olarak uygulanabilmesi olası hale gelmektedir. Bu durum ise terör örgütlerine çabuk bir hareket üstünlüğü sağlamakta ve güvenlik güçlerini sürekli onları takip eden / izleyen bir konumda bırakmaktadır ki bu durumda güvenlik güçlerince aşılması gereken bir diğer önemli noktadır
Bu bölünü kısaca özetlemek gerekirse; teröristler yaptıkları bilinçli eylemlerle çeşitli gruplara mesajlar verirler. Bu doğrudan veya dolaylı olarak verilen mesajların birincil adreslerinden bir tanesi de güvenlik güçleridir. Terör örgütleri güvenlik güçlerine karşı geliştirdikleri bu iletişim çerçevesinde, güvenlik güçlerinin eylemler sonrasında hazırlıksız yakalanmalarını, provoke edilecek hareketlerde bulunmalarını ve güvenlik birimlerinin yurttaşlara karşı gereğinden fazla güç kullanmasını arzularlar. Özellikle eylem yeri, zamanı ve hedeflerini seçme üstünlüğüne sahip olan teröristlerin güvenlik güçlerini ne kadar zor durumda bırakabileceği de bu bölümde aktarılan bir diğer önemli noktadır.
Stratejik olarak, terör örgütleri halkı kendi yandaşları / sempatizanları biçimine dönüştürmede özellikle güvenlik güçlerinin eksiklerinden ve hatalarından yaralanmak istemektedirler. Peki terör örgütlerinin hiçbir etik kural tanımayan, hukuksal normlarla bağlı olmayan ve meşruluk ilkelerini hiçe sayan ve fakat çok bilinçli gerçekleştirilen bu eylemler ve psikolojik harekat karşısında güvenlik güçleri terörle mücadele çalışmalarında nasıl başarılı olabilecek / neler yapabileceklerdir?.. Özellikle terörle mücadele faaliyetlerini şeffaf, hukukun üstünlüğü ilkelerine bağlı ve halk desteği ile yürütme sorumluluğunda olan demokratik ülke polisleri nasıl başarılı olmaktadırlar?.. İşte bu noktada polisimizin son Hizbullah operasyonlarını yoğunluklu bir şekilde incelemek ve polisin teröre karşı mücadelesinde başarı veya başarısız olduğu alanları bu son somut olay çerçevesinde anlamak bakımından yol gösterici olacağından kuşku duyulmamalıdır.
Şekil II. Güvenlik Güçleri ve Terör Örgütleri. Operasyon Modeli
Demokratik ülke olma bağlamında terörle mücadele eden polis neleri / nasıl yapar ve yapmalıdır?
Terörle mücadelede kullanılacak yöntemler konusunda demokratik ülkelerin çözüm önerileri ile bunun karşıtı sayılan otoriter ve / veya totaliter devletlerin öneri ve temennileri arasında temel ve köklü farklılıklar söz konusudur. Liberal demokratik ülkelerle, baskıcı ülkelerin terörü önlemeye yönelik yaklaşımlarındaki fandimental farklılık, terör sorununun niteliğini, tanımlamalarını ve bu tanımlamaya bağlı getirilecek çözüm önerilerini kapsar bir biçimde ayrılıkları söz konusudur. Bu makalenin içinde biz elden geldiğince farklı olan rejimlerin içinde terörle mücadele konusunda ortaya koyulan yöntemlerin önemli ayrımlarından söz edecek ve asıl konumuz olan liberal demokrasilerde terörle nasıl mücadele edilmesinin gerektiği yaklaşımlarının ana ilkeleri ile polisin bu doğrultuda gerçekleştirdiği son operasyonları mercek altına almaya çalışacağız.
Baskıcı rejimlerde terör olayları bütünüyle güvenlik sorunu olarak ele alınmaktadır. Bu algılamanın doğal sonucu olarak, terör örgütü üyeleri ile aktif militanlar (askeri kanat üyeleri), politik kanatta yer alanlara ve sempatizan olanlara karşı operasyonlar düzenlerler. Yine despotik rejimlerde vatanı bölme, rejimi değiştirme, sınıfsal ayrımlar oluşturma gibi amaçlar için çalışan terör örgütlerinin üyeleri, destekçileri ve sempatizanları kesinlikle her zaman en ağır şekillerde cezalandırılırlar (Fromkin 1990; Palmer 1992). Totaliter rejim yöneticileri temel hak ve hürriyetler bağlamında devlet ve kamu görevlileri bakımından yaptıkları işlemler ve eylemler için fazlaca bir kaygı taşınmamaktadır. Bunun doğal sonucunda ise, kanunların yaptırım güçleri olmamakta ve dolayısıyla güvenlik güçlerinin keyfi tutumları da pek fazla sorgulanmamaktadır.
Liberal demokrasilerde ise devlet otoritesini sağlamak ve toplumda huzur ve güvenliği temin etmek durumunda bulunan güvenlik güçlerinin durumu totaliter sistemlerdeki polisin konumundan çok farklıdır. Özellikle çıkarılan kanunlar, everensel niteleme içinde yer alan, sürekli doğal hukuk kurallarına yaklaştırılma süreci içinde yer alan ve ‘olmazsa olmaz’ değerlendirmesi içende yer alan temel hak ve özgürlükler, özenle dikkate alınmakta ve gerekleri de bütün devlet kurumlarınca istisnasız bir şekilde yerine getirilmektedir (Wilkinson 1989). Yine kanunların uygulanması konusunda demokratik ülkelerde görev yapan güvenlik güçleri, hukuk devleti olanın temel niteliği gereği, yaptıkları yanlış tasarruf ve tutumlarından dolayı da halka karşı hesap vereme ve sürekli denetim altında olmalarından ötürü çok daha titiz ve dikkati davranmak zorundadırlar (Freestone 1981). Liberal toplumların siyasal şiddeti sadece güvenlik boyotunda ele almamaktadır (Wilkinson 1989). Bir diğer anlatımla, terör örgütünün politik kanatta yer alan üyeleri ve sempatizanları dikkate alınmakta ve bu kişilere doğrudan terörist muamelesinde bulunulması yerine, top-yekun terör sempatizanlarının uzun bir süreç içerisinde ve demokrasi şemsiyesi altında rehabilite edilmesinin gerekliliğine inanılmaktadır.
Terörle mücadele yöntemlerinde baskıcı rejimler ile demokratik yönetimler arsındaki en önemli farklardan birisini de hiç kuşkusuz, güvenlik güçlerinin terörü önleme konusunda geliştirdikleri stratejiler oluşturmaktadır. Totaliter yapılanma içindeki devletler terörle mücadelede halk desteğini sağlama yönünde pek hevesli görülmezlerken, demokratik ülkelerin güvenlik güçleri ise, terör ve terörist ile mücadelenin ortasına, halkın desteğin yerleştirme uğraşı içersinde olurlar. Terörle mücadelede demokratik ülke ile baskıcı rejim ayrımının yukarıdaki şekliyle açıklanılmasından sonra şimdi de ülkemiz polis güçlerinin terörle mücadele konusunda nasıl strateji ve taktikler oluşturduklarını son Hizbullah operasyonlarını örnek alarak aşağıdaki şema yardımıyla irdelemeye çalışalım.
Hizbullah terör örgütünün kuruluş çalışmaları ve propaganda çalışmaları her ne kadar 1980li yılara kadar uzansa bile örgütün aktif şiddet eylemlerini ve varlığını hissettirdiği dönemlerin 1990lı yılar olduğunu görmekteyiz. Hizbullah terör örgütünün bu yıllarda, diğer terör örgütlerinin temel eylem olgularından olan vahşet ve buna bağlı olarak toplumda, özellikle örgüte yakın çevrelerde korku, panik ve sinme yaratmaya yönünde saldırılarını artırdığını istatistiksel verilere dayanarak söyleyebiliriz (EGM TEMÜH). Güvenlik güçlerinin organize operasyonları daha çok PKK terör örgütüne yönelmesinden ve devletin dikkatinin ayrılıkçı terörü önleme noktasında yoğunlaşmasının sonucunda, Hizbullah terör örgütünün, diğer terör örgütleri ile karşılaştırılmasına bakılırsa, relatifli rahat bir ortamda büyüdüğünü söylemek herhalde doğru bir yaklaşım olabilecektir.
Son Hizbullah operasyonlarıyla birlikte gündeme gelen, güvenlik güçlerinin Hizbullah operasyonları konusunda acaba geç kalıp kalınmadığı tartışmaları ağırlıklı olarak medya tarafından yapılmakta. Ancak burada belirtilmesinde yara olan bir önemli konu, Hizbullah örgütünün başı Hüseyin Velioğlu dahil olmak üzere bütün üst düzey yöneticilerinin de 1990 yılından beri konunun uzmanları, medya ve kamuoyunca bilinmesine karşın bu terör örgütüne karşı güvenlik güçleri kadar diğer toplumsal refleks grupları ve medya da hazırlıksız davranmış ve dikkatlerin daha çok ayrılıkçı teröre çevirmiştir. İşte dikkatlerin PKK’ya yöneldiği 1990lı yıları gayet iyi ve yerinde kullanan Hizbullah örgütü, ideolojik ve askeri kanadının oluşması aşamasında, yurtdışı (özellikle de İran) destekli bir biçimde kendi yapılanmasını kurarak önemli bir tehdit merkezi durumuna gelmiştir (EGM. TEMÜH).
PKK’nın eylemlerini güvenlik güçlerince kontrol altına almasının sonrasında, özellikle 1999 yılında polis birimleri Diyarbakır, Urfa, Batman, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere dikkatlerini Hizbullah terör örgütü üzerinde yoğunlaştırdıkları gözlemlenmekte (EGM.TEMÜH). Şimdi de konuyu biraz daha derinlemesine inceleyelim: Diyarbakır emniyet müdürlüğü yakalanan bir militandan elde edilen şifreli bilgileri değerlendirmesi ve aynı dönemlere tesadüf eden Hizbullahçı önde gelen tetikçilerinden Abulaziz Tunç’un itirafçı olarak Diyarbakır emniyetine teslim olması örgütle ilgile bir kısım önemli ipuçlarının ele geçmesini sağlıyor. Diyarbakır merkezli ele geçirilen belge ve bilgilerin yirmi bin sayfayı mütecaviz olduğu ve bu bilgilerin ülkemizin birçok ilini kapsadığı görülüyor(EGM. TEMÜH). Dolayısıyla polis önemli kararlar verme durumuyla karşı karşıya kalmıştı. Bu karaları sağlıklı bir şekilde verebilmek ise şu önemli aşamaların başarıyla yapılmasında gizli idi, istihbarat, istihbaratı değerlendirme ve bu değerlendirmeler sonucu eyleme dönük operasyonları bir koordinasyon içersinde hazırlamak (Wilkinson 1996). İşte bu noktada rasyonel kriterlere dayalı, duygusallıktan uzak ve pratikte uygulanırlığı olabilecek gerçekçi yaklaşımlardan oluşan bir master plan hazırlanma aşamasına gelinmişti.
Polis elde ettiği ham bilgilerle direk operasyonlara başlayabilirdi ancak bu daha elde edilebilecek birçok bilgiden, dokümandan eksik olarak ve yanlış stratejilerle işe başlama olurdu. İngiliz operasyon geliştirme tekniğindeki ifadeyle ‘buz dağının görünen kısmıyla tamamına yönelik tahmini ve hayali operasyon düzenlemek’ olarak nitelenen durum ortaya çıkabilirdi (O’Brien 1990). Dolayısıyla Hizbullah terör örgütünün tam haritası ve bağlantı noktaları yani buz dağının su altındaki kısmı da keşfedilmeliydi. Bu is terörle mücadele polisinin elindeki ipuçlarını istihbarata ağırlık vererek yeni delilere ulaşması anlamına gelmekte idi. Bu amaçla hazır bilgiler ülkemizin birçok noktasındaki emniyet istihbarat birimlerince paylaşılmış ve bu bilgilere istihbarat teknikleri uygulanılarak yeni bulgular ilave edilmeye başlanmıştı. Ülkemizin değişik yerlerinden toplanılan yeni bilgi ve bulgular Emniyet istihbaratında bir havuza toplanıp büyük bir titizlikle incelenmek suretiyle ‘bilgi değerlendirme’ ünitesinde Hizbullah pazılının parçaları birleştirilmeye başlanmıştı (EGM TEMÜH). Bu makalenin başlarında ifade edilen ve terör örgütlerinin inisiyatif üstünlüğü sağlayan eylem yeri, zamanı ve hedefini seçme özerkliği terör örgütünden alınmaya çalışılmıştır. Özellikle ülke genelinde geniş çaplı ve tam bir koordinasyonla gerçekleşen takip ve tarassut Hizbullah terör örgütünü 1998 yılının ikinci yarısı ve özellikle1999 yılında Güneydoğu bölgesi dışında ses getirici (Burada ses getirici eylemden kasıt klasik örgüt bağlamındaki eylemlerden öte Hizbullahın eylemlerinde sadece kendi hedef seçtiği grup veya şahısların elimine edilmesi veya etkisiz kılınmasına yönelik eylemler söz konusu) sansasyonel seri eylemlere yönelmiştir.
Adana, Ankara, Antalya, İstanbul, İçel ve Konya illeri başta olmak üzere 1998 ve 1999 ve 2000 yıllarında örgütün rakip olarak gördüğü kesimlere veya örgütten ayrılarak kaçma girişimlerinde buluna; Ramazan Gümüş, M. Şerif Uprak, B. Ali Uprak, Ahmet Yalçın, Ramazan Yaşar, M. Salih Dündar, Sıddık Öz İzzetin Yıldırım, M. Beşir Can, İlyas Saraç ve Konca Kuriş’in de aralarında bulunduğu 60 kişiyi kaçırmıştır (EGM: TEMÜH). Bu kişileri sorgulayan, örgüt lehine propaganda yapmalarını sağlayan Hizbullah daha sonra şahısları işkencelerle öldürmüş ve bu aşamaları örgüt propagandası için kasetlere almıştır. Özellikle 1999 ve 2000 yılının hemen başlarında yeralan bu seri eylemler terör mantığı içersinde incelendiğinde bir rastlantıdan öte ince hesaplara dayalı önemli bir terör stratejiisdir. Burada örgüt ana olarak iki noktayı hedeflemekte. i) Birinci hedef örgütü ülke geneline yayama ve bu esnada örgüte karşı, alternatif veya zararlı olabilecek kitleleri sindirme, dehşet kasetleriyle rakiplerini susturma, korku panik yaratma, alanında tek olma ve PKK boşluğundan yaralanma. i) İkinci ve çok önemli hedef ise, emniyet güçlerini hazırlıksız yakalama, provoke etme ve dikkatlerini örgüte yoğunlaştırmış olan polis birimlerini değişik noktalardaki eylemleriyle psikolojik baskı altına alma, aceleci ve tepkisel davranmaya itme olarak ifade edilebilir.
Teröristin kendi hedefine ulaşmada yoğun terörü bir komünikasyon aracı olarak gördüğü gerçeğinden hareketle burada güvenlik güçlerine Hizbullahın verdiği mesaj çok iyi etüt edilmiş ve soğuk kanlılık elden bırakılmadan ülke genelindeki bütün bilgiler aylarca süren akılcı takipler sonucu merkez havuzunda biriktirilmek suretiyle bütün detayların tam olarak araştırılmasını hedeflendiği anlaşılmakta. Güvenlik birimlerinin eksik bilgi donanımı ve aceleci davranışları sonucu çoğu defa terör örgütüne ve bizzat teröristlere ulaşma yerine örgütün birinci çember denilen örgüt yakınında bulunana ve genelde bu talihsiz konumundan öte örgütle herhangi bir ilişkisi olmayan veya örgüte ideolojik yakınlık ve sempati duyduğu varsayılan kişilere ulaşıldığı ve bu kişilerden alınması umulan bilgilerle asıl teröristlere ulaşılmaya çalışmaları terörle mücadelede en önemli dayanak noktası olan halk desteğinin güvenlik güçleri aleyhine dönmesini kaçınılmaz kılmakta (Wolf 1989). 1971 muhtırası sonrası Ziverbey köşkü sorgulamaları buna tipik bir örnek olarak verilebilir (Cemal 1998; Yalçın/Yurdakul 2000). Tarihimize Ziverbey köşkü sorgulamaları olarak geçen ve sorgulanan yüzlerce kişilerden sadece çok kısıtlı sayıdakinin terör örgütleriyle bağlantılı çıkması güvenlik güçlerinin terörle mücadelede eksik bilgi donanımı ve hazırlıksız yakalanması sonucu ulaşılan noktanın ne derece ümit kırıcı olduğunu göstermesi açısından çok dikkat çekici bir örnektir. Bu tür sorgulamalara muhatap olan entelektüel veya sıradan kişilerin daha sonraki yıllarda güvenlik güçlerinin terörle mücadelesine sempatiyle yaklaşıp gönülden desteklemelerini beklemek fazla iyimser olmanın ötesinde bir yara sağlamayacağı gözden kaçırılmamalı.
Şekil ikideki şemadan da görüleceği üzere terörle mücadelede yapılan operasyonların başarı şansı büyük ölçütte, güvenlik güçlerinin gerekli bilgileri toplamaları, gelen haberlerin değerlendirilmesi, bu değerlendirmeler sonucu stratejiler belirlemeleri ve belirlene stratejiler doğrultusunda yapılacak operasyonların, koordineli ve planlı şekilde gerçekleştirilmesiyle orantılıdır. Emniyet Genel Müdürlüğünü İstihbarat merkezinde toplana ve anlamlandırılan bilgiler artık stratejilerin belirlenmesi ve Hizbullaha yönelik planlı operasyonlara dönüşmesi aşamasına gelinmişti. Burada özellikle üzerinde durulması gerekli önemli bir noktaya işaret etmekte yarar var. Terörle mücadelenin operasyon aşamasına gelene kadar ‘pro-aktif terörle mücadele’ stratejisi çerçevesinde gelinen aşamaları değerlendirildiğinde şu şekilde bir gelişme ortaya çıkmakta. Polis son Hizbullah operasyonlarında reaksiyonal hareket etmeden, gelişen terör olayları karşısında özellikle istihbaratına ağırlık vererek ve ülkenin her tarafından elde edilen bilgileri tek bir havuzda toplamak suretiyle bunları pro-aktif karşı terör politikalarına dönüşümünü sağlayıp düzenli ve planlı terör operasyonların başladığı anlaşılmakta.
Terörle mücadelenin en zor aşamalarından olan geniş bir coğrafyada, birçok merkezde aynı zamanda ve polisin, terörle mücadele, özel harekat ve istihbarat birimleri gibi branşlarını da eşgüdümlü olarak operasyonlara sevk etmek oldukça titiz, detaylı ve sabırlı bir çalışmanın ürünü olabilir. Bu çalışmanı başında ifade edildiği üzere teröristler genelde tek merkezden seri emirlerle çabuk hareke edebime özelliklerine sahiptirler. Bu bakımdan terör polisinin de seri ve emir komuta kademesini hantallıktan uzak bilinçli ve tam bir koordinasyon içersinde olması zorunludur ki ancak bu şekilde teröristin elinde olan harekat serbestisi ve üstünlüğe güvenlik güçlerinin eline geçebilir. Polisin Hizbullah operasyonları Ülkemiz genelinde 57 ilimizi kapsayacak şekilde 26 planlı, yani şekil ikideki şematiği baştan sona düzenli takip etmiş ve her bir detayı tam olarak düşünülmüş, operasyonlardan oluşmakta (EGM: TEMÜK). Bu saptama, aynı zamanda terörle mücadelede uyulması zorunlu olarak bu makalede ifade edilen birkaç önemli ayrımı içerinde barındıran ve başarılı bir karşı terör operasyonunda neler bulunması gerekliliği konusunda ince detayları içersinde saklayan polisin son Hizbullah operasyonlarını da kısaca tanımlama özelliği taşımakta.
Gerek merkezdeki birimlerin; İstihbarat, terörle mücadele ve Özel hareket ve gerekse bu birimlerin İl Emniyet müdürlüklerindeki temsilcileri göz-önünde tutulduğunda, ülke çapında yüksek rakamlarla ifade edilebilecek ve nitelik, işlev ve alan bakımından farklı birimler arasında çok yönlü bir koordinasyonu sağlamanın zorluğu ortada. İşte bu zorluklar nedeniyle terör örgütleri harekat üstünlüğünü yanlarına alma bakımından daha şanslı olmaktalar. Ancak son Hizbullah operasyonları değerlendirildiğinde polisin, çok yönlü, farklı birimlerin eşgüdümlü olarak, hantallıktan uzam tam bir koordinasyon içersinde oldukları söylenebilir. Böylece Teröristin elinde bulunan eylem üstünlüğü de (yer, zaman ve hedef seçme açısından), planlı seri operasyonlar sonucunda polisin üstünlüğüne dönüşmüş bulunmakta. Bugünkü aşamada Hizbullah terör örgütünün askeri kanadını kontrol altına almayı başarabilen emniyet güçlerinin aynı zamanda bu örgüte karşı inisiyatifi üstünlüğünü ele geçirmenin yarattığı avantajları da önemli ölçütlerde kullandığını da görmekteyiz. Bu gelişmeler sonucu aktif militanı ve eylem gücü PKK terör örgütünün 1987 yılındaki gücüne eşdeğer olarak nitelene (EGM. TEMÜH) Hizbullah terör örgütünün eylem üstünlüğü büyük ölçütte bittirilmiş gözükmekte.
Sonuç ve Öneriler.
Doktrine beklide yeni bir adla geçmesi gerekli olan 2000 yılının ilk üç ayında Hizbullah terör örgütüne karşın polisimizce sağlanan üstünlüğün, kapsamı, nedenleri ve içeriğini aşağıdaki şekilde sıralanabilir.
Terör örgütüyle ilgili bütün bilgiler en ince detaylarına kadar toplanmaya çalışıldığı anlaşılmakta. Bu sürecin ülke genelindeki örgüte yönelik bütün çalışmalar dikkate alındığında bir yıla yakın sürdüğü görülmekte. Bu aşamalarda özellikle teknik takip imkanlarından başarılı bir şekilde faydalanma yoluna gidildiği ve operasyonlar öncesi gerekli bilgi donanımına ulaşılmaya çalışıldığı gözlenmekte. Böylece polis, terörle mücadelede temel ilkelerden olan teröristle halkı ve hatta sempatizanlarını ayırabilme bilgi seviyesine ulaşmayı hedeflediği gözlemlenmekte.
İkinci önemli aşama olarak ise bilgilerin değerlendirilmesi ve bu değerlendirmelerin stratejilere dönüştürülmesini göstermek mümkün. Stratejilerin belirlenmesi aşaması özellikle iki ana konuya dikkate edilerek yapıldığı anlaşılmakta. Bunlardan birincisi bilgilerin, objektif kriterlerle duygusallıktan uzak ve sağduyulu olarak değerlendirilmesi. Hiç kuşkusuz çeşitli saplantılar veya yönlendirmeler etkisinde aceleyle belirlenebilecek stratejilerin uygulamada başarılı olabilme şansı daha başlangıçta bitebilirdi. İkinci önemli nokta ise geliştirilecek stratejilerin geçek yaşam koşularıyla örtüşmesi ve pratikte uygulanabilir olması ki bunun da operasyonlar analiz edildiğinde sağlıklı bir şekilde yapıldığını söylemek doğu olacaktır.
Üçüncü aşamada ise terör örgütünün yaratmak isteyeceği dehşet propagandasını önlemek, potansiyel hedefleri mağdur konumundan kurtarmak ve devlet otoritesinin zayıflamasını önlemek bakımından sıralı ve planlı operasyonlardan oluştuğunu görmekteyiz. Terörle mücadelede genellikle hataların yapıldığı bu aşamada özellikle reaksiyonal tavırların ve teröristin propaganda için beklediği polis hatalarının bu aşamada arttığını görülmekte. Ancak Hizbullah operasyonları incelendiğinde bu aşamanın da çok sağlıklı ve başarılı bir şekilde uygulandığı görülmekte. Özellikle ülke geneline dağılan, eylemlerini büyük bir gizlilik içersinde yapan ve eylem propagandasını alışılmışın dışında, sadece dar çerçevedeki hedef kitlesine duyurarak sonuca gitmeye çalışan Hizbullah örgütü ancak çok kapsamlı ve yönlü operasyonlar serisiyle durdurulabilirdi. Bu aşamada emniyet güçleri büyük gizlilik içersinde olan bu örgüte eksik bilgi ve donanımla ulaşma veya bilgi eksikliğini halkı zorlayarak tamamlama yöntemi yerine tamamen kendi teknik donanımı, uzun süreli takip ve tarassutları sonucu elde ettiği çok özel bilgileri değerlendirerek sonuca varmayı denemiştir. Bir diğer anlatımla polis operasyonları direk teröristleri hedef alacak şekilde gerçekleşebilmiştir.
Bu başarılı operasyonların dönüşümünde ise saklanan teröristler büyük ölçütte etkisiz hale getirdiğinden, halk paniğe kapılma yerine kendi güvenliklerini sağlama noktasında başarılı olan güvenlik güçlerine yönelmiş ve örgüt ile ilgili bilgileri birçok noktada daha katılımcı bir şekilde vermeye başlamıştır. Bunun sonucunda demokratik toplumların özelliği olan ve terörle mücadelede halk desteğinin, yine halkın kendi isteği çerçevesinde geçekleşmesini öngören ilke gerçekleştirilmiş bulunmakta. Terörle mücadelede önemli bir ilke olan halk desteği, özellikle polisin teröristlere yeni maniple alanları bırakmaması ile de doğru orantılı olarak gerçekleşmekte. Son Hizbullah operasyonlarını, emniyet güçlerinin alan kazanma çabasında olan teröristlerin propaganda yaklaşımlarını ve propaganda yapabileceği unsurları teröristin elinden alması noktasında da başarıya ulaşması şeklinde nitelenebilir ki bu polisin direkt hedefe yani teröriste ulaşmasıyla mümkün olabilmekte.
Hizbullah terör örgütüne yönelik operasyonların terörle mücadelede pro-aktif polislik açısından ifade edilebilecek diğer önemli yönü ise, başarılı güvenlik operasyonlarıyla psikolojik üstünlüğe ulaşılması ve bunu sonucunda ise inisiyatifin güvenlik güçlerine geçmesi ve halk desteğinin de bu doğal süreçle sağlanması olarak belirtilebilir. Hizbullah operasyonları çerçevesinde polisin sağlamış olduğu bir diğer başarı ise bu makalede bahsedilen, teröristlerin karar verme mekanizmalarının daha seri çalışması bulgusuna karşın, polisin birçok biriminin eşgüdümlü olarak hızlı karar verebilme ve seri operasyonlarla düzenleme yeteneğinin daha gelişmiş olduğu gerçeğidir.
Bu çalışmanın sonunda açıklıkla ifade edilebilecek en önemli gerçek polisin Hizbullah terör örgütüne karşı yürüttüğü ve bunlardan yurt çapında 57 ilimizi kapsayan 26sı planlı operasyon olması ve bu operasyonlar sonucu PKK terör örgütünün 1987 yılındaki aşamasına gelmiş olan Hizbullaha örgütüne çok önemli bir üstünlük sağlanmış ve örgütün askeri kanadının eylem yapamaz hale gelmesidir. Bu yörüngede ve bu başarıdaki operasyonlar serisinin hiç kuşkusuz polisin yürüttüğü ‘proaktif terörle mücadele’ kavramında ve bilincinde aramakta yarar vardır. Son söz olarak şunu eklemekte yarar olacaktır, polisin geniş çaplı, planlı ve organize olarak bu büyüklükteki bir terör örgütüne yönelik gerçekleştirdiği operasyonların polisiye açıdan pek ele alınmaması oldukça şaşırtıcı bir durumdur. Özellikle Hizbullah örgütünün haftalarca gündemde kalması ve bu konudaki tartışmaların birçok alanı kapsamasına rağmen emniyet güçlerinin bu açık başarısının pek tartışmalara konu edilmemesi dikkat çekicidir. Avrupa’dan örnek verme geleneğini bizde bu makalemizde sürdürelim, bu eserimize konu olan 26 planlı polis operasyonlarının sadece biri kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olan, Baader-Meinhof grubuna karşı yapılan operasyonlar onlarca kitap ve birçok makaleye inceleme konusu olmuştur. Clawson’un ifadesiyle terörü ve terörizmi tartışmak, bir profesyonellik eseri olmalı ve bu profesyonellik ise bilgi birikiminde, objektif kıstaslarla ve duygusallıktan uzak serinkanlı yaklaşımlarla olayların her yönüyle gün yüzüne çıkarılmasında aranmalı (Clawson 1990).
Kaynakça:
Bakunin, M., (1869) Revolution, Terrorism, Banditry, in Laqueur (ed.), (1979) The Terrorism Reader: A Historical Anthology. London: Wildwood House, pp.65-68.
Bell, J. B. (1976) Strategy, Tactics, and Terror: An Irish Perspective in Y. Alexander (ed.). International Terrorism. National Regional and Global Perspectives. New York: Prager Publisher.
Bal, İ., (1999) Üniversity Prevention of Terrorism in Liberal Democracies: A Case Study of Turkey. PHD Thesis. Leicester.
Cemal, H., (1999) Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım. Doğan Kitapçılık. İstanbul.
Clawson, P., (1990) Why We Need More but Better Coverage of Terrorism? in C. W. Kegley J., International Terrorism, Characteristics, Causes, Controls. New York: St. Martin’s Press.
Clutterbuck, R. (ed.), (1986) The Future of Political Violence. London: McMillan.
Clutterbuck, R., (1990) Terrorism, Drugs & Crime in Europe After 1992. London: Routledge.
Coyle, D., (1983) Minorities in Revolt. Political Violence in Ireland and Italy. East Brunswick: Fairleigh Dickinson University Press.
Crelinsten, R.D., (1989) Terrorism as Political Communication: Relationship Between the Controller and the Controlled, in Wilkinson, P. and Alasdair, M. S. (eds.), Contemporary Research on Terrorism. Aberdeen: University Press.
Easter, W., (1979) Freedom Struggle by the Provisional IRA in W. Laqueur (ed.) The Terrorism Reader: A Historical Anthology. London: Wildwood House.
EGM. TEMÜH., Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele ve Harekat Dairesi Başkanlığı Dokümanları.
Freedman, L., (1986) Terrorism and Strategy, in R. J. Vincent (ed.) Terrorism and International Order. London: Routledge & Kegan Paul Ltd.
Freestone, D., (1981) Legal Response to Terrorism: Towards European Cooperation? in J. Lodge (ed.) Terrorism: A Challenge to the State. Oxford: Martin Robertson.
Fromkin, D., (1990) The Strategy of Terrorism in C. W. Kegley Jr. (ed.) International Terrorism Characteristics, Causes, Controls. New York: St. Martin’s Press.
Furlong, P., (1981) Political Terrorism in Italy: Responses, Reactions and Immobilism. in J. Lodge (ed.) Terrorism: A Challenge to the State. Oxford: Martin Robertson.
Gregory, F. E. C., (1981) The British Police and Terrorism in Paul Wilkinson (ed.) British Perspectives On Terrorism. London: George Allen & Unwin.
Hazleton, W.S. and Hazleton, W.A, (1992) Shining Path and Marxist Left, in Palmer, D.S., (ed.), (1992), Shining Path of Peru. London: Hurst & Company.
Janke, P., (1986) Spanish Separatism: ETA’s Threat to Basque Democracy, in Gutteridge, W., The New Terrorism, London: Mansell Publishing.
Laqueur, W., (1987) The Age of Terrorism. Boston: Little Brown & Company.
Laqueur, W., (1990) Reflections on the Eradication of Terrorism, in C.W. Kegley JR. (ed.), International Terrorism Characteristics, Causes, Controls. New York: St. Martins Press.
Marks, T., (1992), Making Revolution with Shining Path, in Palmer, D.S., (ed.), (1992), Shining Path of Peru. London: Hurst & Company.
McClintock, C., (1992) Theories of Revolution and the Case of Peru, in Palmer, D.S., (ed.), Shining Path of Peru. London: Hurst & Company.
McGrath, J.J., (1990), Comparative Analysis of the National Liberation Movements in Northern Ireland, South Africa, and Algeria with Specific Reference to the Development and Interrelationship of Political, Ideological, and Military Strategy. New York: Fordeam University.
Quandt, W. B., (1990) The Multi-Dimensional Challenge of Terrorism: Common Misperceptions and Policy Dilemmas, in C. W. Kegley Jr. (ed.) International Terrorism Characteristics, Causes, Controls. New York: St. Martins.
Palmer, D.S. (ed.), (1992) Shining Path of Peru. London: Hurst & Company.
Pisano, S.V., (1986) The Red Brigades: A Challenge to Italian Democracy, in Gutteridge, W., The New Terrorism. London: Mansell Publishing.
Ross, J.I. and Miller, R.R., (1997) The Effects of Oppositional Political Terrorism, Five Actors Based Model, Low Intensity Conflict & Law Enforcement, Vol. 6, No. 3, Winter, pp. 76-107.
Wilkinson, P., (1986a) Terrorism and the Liberal State. London: Macmillan.
Wilkinson, P., (1986b) Terrorism versus Liberal Democracy: The Problem of Response, in Gutteridge, W. (ed.), The New Terrorism. London: Mansell Publishing.
Wilkinson, P., (1988) British Policy on Terrorism: An Assessment, in J. Lodge The Threat of Terrorism. Sussex: Wheatsheaf Books.
Wilkinson, P., (1989) Pathways Out of Terrorism for Democratic Societies, in Wilkinson, P. and Alasdair, M. S. (ed.), Contemporary Research on Terrorism. Aberdeen: University Press.
Wolf, J. B., (1989) Antiterrorist Initiatives. New York: Plenum Press.171 837 42 52.
Yalçın, S., Yurdakul, D., (2000) Bay Pipo. Bir MİT Görevlisinin Sıradışı Yaşamı: HİRAM ABAS. Doğan Kitapçılık İstanbul.