AkadeMilenyum




      
Ana Sayfa Yazılar Haberler Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Hukuk
 Kriminoloji
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
  -Meslek İçi
  -Önleyici Polislik
  -Polis Eğitimi
  -Toplum Destekli Polis
 Polis Yönetimi
 Suç Türleri
 Terör
 
 

forum
ARAMA
   Arama
 
   Yazılarda Ara

   Haberlerde Ara
 

ANKET
Soru:
 Yazarlarımız Önder AYTAÇ & Emre USLU´nun "Yalan: TSK, Başbakan, medya" yazısında da geçen "Yalancı Medya" ´nın varlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ve bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları değil.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunları yazıda belirtilenlerle sınırlandıramayız.

   Hayır böyle medya kuruluşları olduğunu düşünmüyorum.

   
 
Son Üyeler
mehtap
mimresat
mrguardian
selcukokmen
enginakman
 
En Çok Okunanlar
Mutluluk Yoldur

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Aile İçi Şiddet

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Seri Katiller

 
Son Yorumlananlar Yazılar
Polisiye Roman Ve Hikayelerin Polis Gözüyle İncelenmesi

Hala İçeriye Tıkılmamış Ama Sırasını Bekleyen Ergenekonculara Tavsiyeler

Dış Politika´nın İç Politika´ya Etkisi

 

 Güvenliği Demokratikleştirmek Ve Saydamlaştırmak Yazdır 
 Yazar: Volkan AYTAR 06.07.2006  
Güvenliği Demokratikleştirmek Ve Saydamlaştırmak

           

Güvenliği Demokratikleştirmek ve Saydamlaştırmak

Hiç kuşku yok ki Türkiye’de “sivil-asker ilişkileri” çok sorunlu alanlardan birisi. Silahlı Kuvvetler’in rejim üzerinde olduğu kadar toplum üzerindeki vesayeti, demokratikleşme ve sivilleşme yolunda önemli engeller arasında.

Bu durum Avrupa Birliği yolunda da sorunlar yaratmaya gebe. Dahası, güvenliğin öneminin giderek arttığı bir dönemde, bunun bir toplumsal talep ve güvenlik sağlanmasının da bir kamu hizmeti olduğu düşüncesi yerleşmiş değil. Bunun yerine hâlâ, Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişiklik gibi, öncelikle devleti korumak, insan hak ve özgürlüklerini kolaylıkla feda etmek refleksi hâkim. Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı, 2004 yılından beri bu konuda bir çalışma yürütüyor ve alternatifleri sunmaya, “güvenliği demokratikleştirmeye” çabalıyor. TESEV, “sivil-asker ilişkileri”nin dar çerçevesi dışına çıkarak polisten sahil güvenliğe, istihbarat örgütlerinden jandarmaya tüm güvenlik kuruluşlarına yeni bir gözle bakmaya çalışıyor. Aynı zamanda da insan güvenliğini ön plana alıyor, güvenliğin devletin yurttaşa en etkin, saydam ve denetlenebilir bir şekilde sağlamakla yükümlü olduğu bir kamu hizmeti olduğu fikrini savunuyor, bu konudaki sivil birikim ve duyarlılığın artmasına çabalıyor. TESEV, bu çerçevede, tüm güvenlik kuruluşlarının ve bunlar üzerinde demokratik kontrol ve gözetim faaliyeti yürütmesi beklenen Meclis, hükümet, sivil toplum ve medyanın bir yılını değerlendiren önemli bir referans kitabını Prof. Dr. Ümit Cizre editörlüğünde ve konu uzmanlarının katkılarıyla hazırladı. Her yıl yayımlanarak gelenekselleşecek olan Almanak Türkiye 2005: Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim kitabı, Cizre’nin giriş bölümünde yazdığı gibi, “sunduğu objektif bilgi ve bilimsel ‘itiraf’larla, güvenlik ortamımızı da sarmalayan ‘itaat’ kültürünün yerine bilimsel bilgiden kaynaklanan sorgulayıcı bir ‘itiraz’ kültürünü yerleştirmeyi amaçlayan bir yayın olarak okuyucuyla buluşuyor”. Bu kitaptaki çalışmaların en temel bulgu ve tartışmalarını sunarak güvenlik bilgisini demokratikleştirip saydamlaştırmaya devam edelim:

TBMM: Güvenlik sektörü üzerinde gözetim ve denetim işlevi ifa eden Parlamento’nun, 2005’te yasa yapma ve denetim yollarını kullanma açısından etkili bir pozisyonda bulunmadığı; savunma ve güvenlik politikalarının oluşturulmasında, tehditlerin belirlenmesinde ve üst düzey güvenlik bürokrasisinin atamalarında, anlamlı bir işlev ve katkısının bulunmadığı gözlenmektedir. TBMM adına görev yapan Sayıştay’ın, askerî mal ve harcamaları denetlemesinin de uygulamada henüz gerçekleşmediği görülmektedir. Silah alımlarına ayrılan bütçe payları konusunda Parlamento aktif bir iradeye sahip olmadığı gibi, belli bir yekûnu aşan silah alımları Parlamento’nun onayına sunulmamaktadır. (Ahmet Yıldız)

HÜKÜMET: 2005 yılında yaşanan önemli gelişmeler dikkate alındığında, “Güneydoğu sorunu”na yönelik bir “denge politikası” yürütmeye çalışan hükümet, Şemdinli’den sonra “olayın takipçisi olacaklarını” belirtmiştir. “Ermeni meselesi” ve “Terörle Mücadele Kanunu’nda değişiklik” konularında Adalet Bakanı Çiçek’in daha “milliyetçi” ve “güvenlikçi” tavırlarının Başbakan tarafından benimsenmediği görülmektedir. Öte yandan “millî güvenlik” kavramının geniş ve ucu açık yorumlanması, MGK üzerinden kullanılan hegemonik gücü yaygınlaştırmakta ve süreklileştirmektedir. Bu fiilî durum da millî güvenlik politikalarının oluşturulması ve uygulanmasından hükümetin sorumlu olduğuna dair anayasal hükümleri kâğıt üzerinde bırakmaktadır. (Zühtü Arslan)

MİLLİ GÜVENLİK KURULU: 2005 yılı içinde, MGK Genel Sekreterliği etkinliklerinin kamuoyuna duyurulması ve personelin atama ve yükseltilmesinde uygulanacak yönetmeliklerin yayımlanması gibi uygulamalara gidilmiş, böylelikle kurumun gizli faaliyetler yürüten askerî bir kurum biçimindeki görüntüsünün yerine sivil ve şeffaf bir kurum imgesi geçirilmeye çalışılmıştır. Ancak, Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi’nin (MGSB) hazırlanması, uygulanması ve gözden geçirilmesi halen uygulanmakta olan biçimiyle sürdürüldükçe, MGK’nın ve MGK Genel Sekreterliği’nin sivilleştirilmesine yönelik adımlar öze değil, biçime özgü uygulamalar olmakla sınırlı kalmış olacaktır. (Gencer Özcan)

ASKERÎ YARGI: Askerî mahkemeler, asker şahısların ve asker şahıs sayılanların askerî suçlarına bakmalarının ötesinde onların genel suçlarına da bakar hale getirilmişlerdir. Bu durum, askerî mahkemelerin kuruluş nedenlerine ters düşmektedir. Olayın asıl çarpıcı yanı asker olmayan, sivil kişilerin de bu sisteme tabi kılınmalarıdır. Bir diğer sorun askerî hâkimlerin bağımsız ve güvenceli olmamaları; subay üniforması ve dolayısıyla hiyerarşik bir yapılanma içinde görev yapmalarıdır. 2005 yılı itibarıyla saptanan hususlarla ilgili bir tartışma yaşanmamış, yasal değişiklik yapılmamıştır. (Ümit Kardaş)

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ: Türk Silahlı Kuvvetleri, 2005’te de siyaseti etkileme politikası izlemeye devam etmiştir. Öte yandan, MGSB 2005 yılında, belki de ilk kez sivil otoritenin anlamlı bir yönlendirmesi ve katılımı ile hazırlanmak istenmiş; ancak askerî bürokrasinin görüşlerine vurgu yapılmış biçimde yayımlanmıştır. Bir diğer sorun, hükümet ve TSK arasındaki iç ve dış tehdit algılamalarındaki farklılıklardır. TSK’nın AKP’yi de laikliğe karşı dolaylı tehdit olarak görmesi, iç tehdit algılamalarında belirleyici iradenin seçilmiş sivil otorite olması gerektiği düşüncesine darbe vurmaktadır. TSK’nın bütçesi ile silah tedarikinde de demokratik sivil denetim sağlanabilmiş değildir. (Lale Sarıibrahimoğlu)

POLİS: 8 Mart Kadınlar Günü dolayısıyla İstanbul’da yapılan gösterilerde polisin kuvvet kullanması “ölümcül kuvvet”/”ölümcül olmayan kuvvet” tartışmalarını 2005 yılında gündeme taşıdı. Öte yandan, Diyarbakır valisi ve emniyet müdürü arasında yaşanan anlaşmazlık ile 9 Kasım’da meydana gelen Şemdinli olayı, mülkî idarî amirlerin kolluk güçleri üzerindeki denetim sorununu ve farklı güvenlik kuruluşları arasındaki işbölümü ve eşgüdüm sorunlarını gözler önüne serdi. Polis teşkilatı henüz bir “kuvvet” olmaktan bir kamu “hizmeti” olmaya doğru hareketi tamamlayamadı. (İbrahim Cerrah)

JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI: Jandarmaya ilişkin sorunların başında polis teşkilatı ile yaşanan yetki paylaşımı sorunu gelmektedir. Buna bir de bilgi ve istihbarat paylaşımı eksikliği eklenmektedir. Gözetim ve denetim konusunda ortaya çıkan en önemli sorunlardan biri, jandarmanın asayiş görevini yerine getirirken teorik olarak vali ve kaymakamlara karşı sorumlu olmakla birlikte, uygulamada emirleri JGK’dan almakta oluşudur. Bundan ötürü, JGK’nın seçilmiş siyasî otoriteler tarafından denetlenebilir bir kuruma dönüştüğü henüz söylenememektedir. Öte yandan, JGK’nın bütçesi üzerinde, TSK’da olduğu gibi, demokratik gözetim ve parlamenter denetim sağlanamamıştır. (Lale Sarıibrahimoğlu)

SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI: İç ve dış kaynaklı tehditlere karşı ülkede güvenliğin sağlanmasından polis ile birlikte sorumlu olan SGK’nın uygulamada TSK ile arasındaki organik bağı sürdürmesi, aynı görevleri yerine getiren sivil kurumlarla arasında bir yetki kargaşası yaratmaktadır. Oysa ülke güvenliğinin etkin, şeffaf ve hesap verilebilirlik ilkeleri çerçevesinde sağlanmasında, sivil ve askerî kolluk kuvvetlerinin, siyasî otoritenin yönlendirmesi ve yönetimi altında olmaları gerekmektedir. (Lale Sarıibrahimoğlu)

ÖZEL HAREKÂT: Özel Harekât timleri ile ilgili tartışmalar, Kasım 2004’te Mardin’in Kızıltepe ilçesinde yaptıkları bir operasyonda Ahmet Kaymaz ve oğlu Uğur Kaymaz’ın ölümüyle sonuçlanan olay nedeniyle yeniden başladı. Olayın bir tür “yargısız infaz” olup olmadığı ya da “hukuka uygun bir silah kullanma yetkisi” sonucunda ortaya çıkıp çıkmadığı hususlarına odaklanan farklı iddialar gündeme geldi. Operasyondan sonra açığa alınan ve haklarındaki dava başlamadan bir süre önce görevlerine iade edilen polislerin yargılanmasına 2005 yılında devam edildi. Bu olay, anti/kontr-terör birimlerinin “sorumluluk alanlarının belirlenmesi ve birimlerin kontrolü” sorununu bir kez daha gündeme taşıdı. (Ertan Beşe)

ÖZEL GÜVENLİK: 2004’te çıkarılan Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’a adapte olmada yaşanan uyum sıkıntıları nedeniyle 2005’te bir dizi düzenlemeye gidilmiştir. Buna rağmen, kanunun uygulanması ile ilgili bazı hususların hâlâ net olmaması, sınavların vaktinde yapılamaması, ülke düzeyinde uygulama birliğinin sağlanamaması ve de “genelgeler” ile kurumlara ilave yükler getirilmesi belli başlı aksaklıklar olarak göze çarpmaktadır. (M. Bedri Yılmaz)

GEÇİCİ KÖY KORUCULARI: Geçici köy korucularına ilişkin sorunların başında, düzenli bir gelir ve ciddi anlamda sağlık güvencesi sağlayacak sigortaları ve sosyal güvence mekanizmalarının olmaması gelmektedir. Bölge ekonomisinin geçmişten bu yana başta uyuşturucu olmak üzere kaçakçılık temelinde şekillenmesi ve bunun koruculuk sisteminin özü olan feodal yapıyla ilişkilendirilmesi mevcut sorunlardan bir diğeridir. Bazı korucuların kirli ve karışık işlere bulaşmış/bulaştırılmış, yasa dışı faaliyetlerde kullanılmış olmaları ve korucular ile ilgili yönetmeliğin “gizliliği” durumu, 2005 yılının en çok tartışılan konularından olmuştur. (Ertan Beşe)

POLİS İSTİHBARAT: Polis istihbaratını düzenleyen Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu Ek 7. madde, kime ait hangi bilginin; kim tarafından, hangi şartlarda, nasıl toplanacağı ve saklanacağı sorularına cevap vermezken, bu yetkinin denetimi ile ilgili bir düzenleme de içermemekteydi. 2005’te Ek 7. maddede yapılan değişiklikle merkezî bir yapı oluşturularak istihbarat sonucu elde edilen tüm bilgiler kayıt altına alınmış ve yapılan işlemin denetimi de istihbarat birimlerinin haricinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na bırakılmıştır. Öte yandan, bilgiyi analiz eden ve bunu kullanıp operasyon yapan birimlerin birbirinden ayrılmaması ve istihbarat kurumları arasındaki çok başlılık ve koordinasyon eksikliği mevcut sorunlar arasındadır. (M. Bedri Yılmaz)

MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI: 2005 yılında MİT’e ilişkin yaşanan en önemli gelişmeler, yeni TCK’nın yürürlüğe girmesinden evvel MİT’in Türkiye’deki tüm telefonları izleme yetkisi alması; MİT Müsteşarı Emre Taner’in Kürdistan Demokratik Partisi lideri Mesud Barzani ile Irak’ın Selahaddin kentinde görüşmesi; 2006’da kullanılması öngörülen MİT bütçesinin, milli istihbarat tarihinde ilk kez açıklanması olmuştur. Öte yandan, Alaattin Çakıcı ile ilişkili olduğu ortaya çıkan ve “çeteye yardım” ile suçlanan MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanı Kaşif Kozinoğlu’nun, hakkında açılan soruşturma neticesinde aklanması, kurumun halihazırda benimsediği “şeffaflaşma” ilkesini zedelemiştir. (Ferhat Ünlü)

JANDARMA İSTİHBARAT: Resmî varlığı sürekli inkâr edilmiş olan JİTEM, 5397 sayılı kanunun ek 5. maddesi ile 2005 yılında resmî ve hukukî bir hüviyete bürünmüştür. Bunun dışında yaşanan en önemli gelişme, 9 Kasım 2005 tarihli “Şemdinli” ve ardından patlak veren “Yüksekova” olayları olmuştur. Bu olaylar birtakım kurum ve yapılanmalara ilişkin tereddütleri yeniden kamuoyuna taşımıştır. PKK itirafçılarını en yoğun olarak kullanan güvenlik örgütü jandarmanın bu itirafçıları nerelerde ve nasıl kullandığı; bu itirafçıların daha sonra kontrolden çıkıp çıkmadığı ya da bazı kamu görevlileri tarafından yasadışı işlerde kullanılıp kullanılmadığı gibi sorular halen yanıt beklemektedir. (Ertan Beşe)

SİVİL TOPLUM: Sivil toplum kuruluşlarının (STK) 2005 yılı içinde sık sık ele aldığı, tartıştığı konuların başında yeni Terörle Mücadele Kanunu (TMK) tasarısı, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Kızıltepe-Şemdinli olayları gelmektedir. STK’ların Şemdinli olayı özelindeki “kararlı” tepkisi, Susurluk kazasından sonraki tepkilerin aksine; sokaktaki vatandaşın bireysel tavrına yansımamıştır. Öte yandan, STK’ların 2005 yılı içinde yeni Terörle Mücadele Kanunu’na yönelik tepkisi ve bu tepkinin doğurduğu sonuçlar ise Türkiye’de sivil toplumun geleceği konusunda iyimser tahminler yürütmemize gerekçe olacak niteliktedir. (Ferhat Ünlü)

MEDYA: 2005 yılında yaşanan en önemli gelişme, 1 Haziran’da yürürlüğe giren yeni TCK’nın 301. maddesinden dolayı birçok medya çalışanı hakkında açılan davalar olmuştur. Bu bağlamda, yeni TCK’nın basın yayın mensuplarını sindirme amacını taşıdığı iddia edilmiştir. Güvenlik güçleri üzerine yapılan yayınların ‘kutsala’ zarar vermeme dürtüsü ile yapılması, birçok konunun “gizli” bilgi sayılması, haberci ve haber kaynağı arasındaki “ağabey-kardeş” ilişkileri ve buna bağlı olarak güvenlik kurumlarının medyayı kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirme çalışmaları, güvenlik sektörü ve medya ilişkisi çerçevesinde mevcut sorunlardan bazılarıdır. (Önder Aytaç)

GÜVENLİK GELİŞMELERİ ve BASIN YANSIMALARI: Yıl boyunca güvenlik üzerine medyada yer alan haberler, yanıp sönen karmaşık sinyallere benzedi ve “izleyen”lerin akıllarını daha da çok karıştırmaya devam etti. Üstelik bu haberler farklı medya kuruluşları tarafından öylesine değişik ve hatta çelişkili şekillerde yansıtıldı ki, kimi zaman aynı “olay”dan bahsedildiği konusunda bile kuşkular oluştu. Medya, güvenlik konusundaki bilgi asimetrisini yeniden üretti. (Itır Toksöz- Volkan Aytar)

Volkan AYTAR;TESEV Demokratikleşme Programı Yöneticisi

Kaynak :Zaman Gazetesi 

 
 Yazar: Volkan AYTAR 06.07.2006  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

  Yorumlar
 
İsim:  muhammed
 
Yorum: 

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Yalan: TSK, Başbakan, medya
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Kadınlara Karşı İşlenen Suçlara Genel Bir Bakış: Şiddetin Sebepleri Ve Çözüm Yolları
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN Teçhizattan Teşkilata
Erol ÖZDEMİR
Erol ÖZDEMİR Emeklilikte Tabanca Yerine Bilgisayar
Fatih BALCI
Fatih BALCI Çocuk Suçları Ve Aile
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK Bir Bağımlının Günlüğünden
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Amerika, Bazı Kürtler ve Prezervatif
Ali Kemal TERZİ
Ali Kemal TERZİ Kent ve Çocuk Suçluluğu
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN Türkiye Bir Milad Yaşıyor.
Özgün ERGİN
Özgün ERGİN İnsan Taklidi
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
Metin Murat ARSLAN
Metin Murat ARSLAN İngiltere´ de Toplum Destekli Polis-III
Halil YILMAZ
Halil YILMAZ ´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı
 
 

   designed and coded by aahmetyildiz © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.