Ana Sayfa Yazılar Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Güncel
 Hukuk
 Kriminoloji
 Otobiyografi
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
 Polis Yönetimi
 Polisiye
 Polislik
  -Asayiş
  -dış görev
  -Güncel
  -Kitap
  -madde bağımlılığı
  -Mesai
  -PMYO
  -Polis Okulu
  -Polislik
  -Toplum Destekli Polislik
  -Yabancı Polisler
 Sinema
 Suç Türleri
 Terör
 
 

ARAMA
   Arama
 
 

Son Üyeler
FROFESÖR
MKELEŞ
yemreavci
Bilal Erdem
salodemir
 
En Çok Okunanlar
Aile İçi Şiddet

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Seri Katiller

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Mutluluk Yoldur

 
Son Yorumlananlar Yazılar
BAĞIMLININ BİR GÜNÜ!

Makam teklifi neden istenebilir?

Sünnet Polisi Ultra Projesi

 

 ETÜT SAATİ -6 OLGUNLUK Yazdır 
 Yazar: Sınıf Komiseri 18.03.2010  
ETÜT SAATİ -6  OLGUNLUK

ETÜT SAATİ – 6

- OLGUNLUK -

Merhaba arkadaşlar,

‘Kavun değil ki koklayıp da anlayasın’ diye bir söz vardır kültürümüzde. Kavunun olgunlaşıp olgunlaşmadığını, koklayarak anlayabilirsiniz. Olmuş kavunun mis gibi bir kokusu vardır. Ama insanların olgun olup olmadığını anlamanın yolu maalesef bu kadar kolay değildir. Peki nedir olgunluk?

Kısaca; nerde ve nasıl konuşacağını, nerde susacağını, hangi durumda nasıl hareket edeceğini, yaptığı işin usûlünü ve yaşadığı toplumun kültürünü bilme ve ona göre davranma becerisidir olgunluk. Kişinin, bulunduğu konuma ve ortama göre kendisini ayarlayabilmesidir. Toplumdaki statüsünü oluşturan rollerini hakkıyla yerine getirebilmesidir.

 Halkımız arasında kullanılan tabiriyle ‘Adam olmak’ da diyebiliriz. Yani bir anlamda edepli olmak, eline, diline ve beline sahip olabilmektir. Kültürümüzde, olgunluğu tarif ve tavsiye eden o kadar çok söz ve durum vardır ki; kültürümüzün saç ayaklarından birisidir denilse yeridir.

Olgun insan, nerede nasıl davranacağınıi hangi durumda nasıl tavırlar sergileyeceğini bilir.

Bazı arkadaşlarınızla muhabbet ederken bana şunu soruyorlar : ‘Komiserim, içtima alanında çok ciddi ve resmisiniz. Karşınızda esas duruşumuzu bile bozmaktan korkuyoruz.. Ama sınıfa gelince daha samimi bir ortam oluşturuyorsunuz. Sizinle rahat konuşabiliyor ve hatta karşılıklı şakalaşabiliyoruz. Hele bir konu görüşmek için yanınıza geldiğimizde, başbaşa veya bir iki kişilik küçük bir grup olduğumuz zaman, sanki agabey kardeş gibi samimi oluyorsunuz. Bu değişiminiz bizim aklımızı karıştırıyor. Hangisi gerçek sizsiniz? Yoksa rol mü yapıyorsunuz?’  

Bu soruyla her yıl karşılaşıyorum. Sorunuzu, karşı bir soruyla cevaplayacağım. Evli abiniz veya ablanız vardır.

- Onlar evlenmeden önce, örneğin ablanızın nişanlısı sizin evinizde misafir kalmış olsa; nişanlıların aynı odada yatmalarına müsade edilir mi? Kesinlikle hayır. Peki evlendikten sonra, bu sefer de ayrı odalarda yatsalar ne olur? Bu da çok garip gelir ve aileler hemen ‘Ne oldu, karı koca arasında bir sıkıntı mı var?’ diye telaşlanırlar. Şimdi siz; ‘Ya noluyor? Bir ay önce nişanlıyken yan yana bile yaklaştırmıyordunuz, şimdi ise aynı odada kalmıyorlar diye kızıyorsunuz. Bu nasıl iş, bu ne yaman çelişki?’ diyebilir misin? Elbetteki diyemezsiniz. Deseniz de bir anlam ifade etmez. Çünkü o zaman ve o konumdayken (nişanlıyken), o şekilde davranmaları gerekiyordu, şimdi ve bu konumda (evliyken) böyle davranmaları gerekiyor.

- Hep birlikte babanızın evindeyken, evli abiniz veya ablanız, anne babanızın yanında nasıl davranıyorlar ve nasıl konuşuyorlar? Mesela; sarmaş dolaş olup, öpüşüyorlar mı? Birbirlerine çok samimi şekillerde el kol şakaları yapıp, gülüşmeler vb. hareketlerde bulunabiliyorlar mı? Veya birbilerine kırılsalar bile hemen o anda ağızlarına geleni söylüyorlar mı birbirlerine? Bir kusuru olmuşsa eşinin, hemen milletin içinde ortaya döküyorlar mı ve eleştiriyorlar mı milletin içinde birbirlerini?

Tahmin ediyorum ki, çoğumuz bu sorular karşısında ‘Elbete hayır, anne babanın, diğer aile üyelerinin yanında olur mu böyle şeyler?’ şeklinde düşünüyorsunuzdur. Neden? Çünkü bizim kültürümüz o ortamda böyle samimi söz ve davranışları kolay kolay kaldırmaz. Evli çiftlerin, ailelerinin yanında, özellikle büyüklerinin yanında, daha olgun davranmaları, söz ve davranışlarına çeki düzen ve sınırlama getirmeleri gerekmektedir.

- Sorularıma devam ediyorum: Peki bu evli çiftler, başbaşa kaldıklarında veya kendi evlerinde de aynı şekilde resmi mi davranırlar? Elbetteki hayır. Çünkü bu resmiyetin, özel hayata da yansıması aile içinde soğukluk ve sıkıntılara sebep olacaktır. Olgun insan, eşiyle yalnızkenki söz ve davranışlarıyla, diğer insanların yanındayken söz ve davranışlarının farklı olması gerektiğinin bilincindedir. Ona göre de, durumun şartlarına uyum sağlayacak rol değişikliklerini yapması gerekir. Peki başkalarının yanında resmi davranıyor diye, eşi o insana, ‘Neden orda farklı, burda farklı davranıyorsun? İçerdeki samimiyeti burda, diğerlerinin yanında da da göstersene.’ derse, ne derece haklıdır ve ne derece mantıklı olur?

Aynı şekilde, biz de içtima alanında tüm okul öğrencileriyle, diğer amirlerinizle ve hatta benim de amirim konumunda olan insanlarla bir arada olduğumuz için, daha resmi ve daha ciddi olmak zorundayız. Ama sınıfımıza geldiğimizde bir aile gibi daha rahat oluyoruz. Hele bir de, sizlerden bir veya birkaç kişiyle, dar çerçevede görüştüğümizde elbetteki çok daha samimi bir ortam oluşuyor. Oluşması da gerekiyor. Hayatın tamamı resmi şekilde geçmez. Elbetteki sizler de ben de insanız ve yeri geldğinde resmiyete birazcık mesafe bırakıp, usûlü dairesinde samimi ve rahat olmak bizlerin de hakkı.

Ama bu noktada dikkat edilmesi gereken can alıcı husus, ast ve üst konumunda bulunan herkesin, nerede, nasıl davranacağını iyi ayarlaması, resmiyet ve samimiyet dengesini iyi gözetmesi gerektiğidir. Amir, astı konumuında bulunan kişiler aradaki samimiyeti ne kadar ileri götürürse götürsün, aradaki saygı ve resmiyet dengesini istisnasız  her zaman muhafaza etmek görevi, öncelikle ast konumda olana düşer. Hiyerarşik bir yapısı olan mesleklerde kural budur. Bu sebeple astlar, üstleriyle olan yakınlaşmalarında, üstlerinin teveccühlerini ve sanimiyetini asla suistimal etmemeli ve daima nerede duracaklarını bilmelidirler.

Aynı şekilde, ben şu an sizin karşınızda amiriniz olarak bulunuyor ve o konumuma göre davranıyorum. Ama evime gittiğimde eşime karşı bir eş, çocuklarıma karşı bir baba, aileme karşı bir evlat olarak davranmam gerekir. Yoksa, onlara karşı da size davrandığım gibi davranmaya kalksam, aile içinde büyük sıkıntılar yaşanacak ve iletişim problemleri ortaya çıkacaktır. Aynı şekilde, size karşı da aileme davrandığım gibi davransam, bu sefer de görevimi layıkıyla yerine getiremeyeceğim, işyerimde aksaklıklar, huzursuzluklar, laçkalıklar ve düzensizlikler ortaya çıkacaktır.  Olgun bir insan, hangi ortamda ve hangi konumda bulunuyorsa ona uygun olarak davranmalı ve nerede, nasıl hareket edeceğini çok iyi ayarlamalıdır.

İçtima alanında, sınıfta, sizinle ikili iletişimimde, sınıf komiserliğinde, kendi arkadaşlarımın yanında farklı şekillerde davranmamızın sebebi budur arkadaşlar. Biz en başında bu yana söylediğimiz gibi, bu okuldaki her türlü hal hareket ve davranışmızda, sizi yetiştirme amacı gütmekteyiz. Bu yetiştirme görevini sadece ders olarak düşünmeyin. Aynı zamanda sizleri hayata hazırlama, kişilik ve karakterinizin gelişiminde ve olgunlaşmanızda sizlere yardımcı olma ve bu yolda örnek olma gibi misyonları da üstlenmiştir sınıf komiserleriniz. Bu davranışlarmızla da, sizlere farklı ortamlarda, ortama uygun şekillerde davranmak ve konuşmak gerektiğini, canlı örnek olarak gösteriyor ve eğitimini vermeye çalşıyoruz.

Olgun insan, nerede ve nasıl konuşacağını, nerede susacağını bilir.

Padişah gözlüğünü kaybetmiş, her yerde onu aramakta ve arattırmaktadır. Bulunmayınca, padişah çok sinirlenmiş, ortam da bir hayli gerilmiştir. Sonunda vezir, gözlüğün padişahın kafasında olduğunu farkeder. Ama o gergin ortamda, bunu padişaha söylemenin usûlünü çok iyi ayarlamak gerektiğini de bilmektedir. Ve vezir: ‘Padişahım gözlüğü bulduk. Fakat biz onu getirene kadar, siz kafanızdaki diğer gözlükle idare edebilir misiniz?’ der. Padişah elini kafasına atar ve gözlük oradadır. Sanki hiçbir şey olmamış gibi ortam normale döner. Bir de aksini düşünsek ve vezirin, ‘Ya padişahım, gözlük kafanda duruyor, sen iki saattir bize bağırıp duruyorsun...’ gibi densiz bir cümle kurduğunu hayal edin ve böyle bir durumun sonunu düşünün.

Nerede nasıl konuşacağını ve nerede susacağını bilmek, hem özel hayatınızda sizi olgun bir insan konumunda değerli kılacak, hem de mesleki hayatınızda değerinize değer katacaktır. ‘Söz gümüşse, sükut altındır.’ demiş atalarımız. Ve insanın iki kulağına karşılık, sadece bir tane ağzının olması, iki dinle ama sadece bir söyle, şeklinde de yorumlanmaktadır. Özel hayatınızda, sizden büyükler, mesleki hayatınızda da sizden kıdemliler ve amirleriniz konuşurken, susmanız gereken yerde lafa atlamak, onlar konuşurken size sorulmadan konuşmaya başlamak, fikriniz sorulmadan ukalalık ve gevezelik yapmak gibi davranışlar olgun bir insana yakışmayacak şeylerdir. Unutmayın ki, her istediğini söyleyen, hiç istemediklerini duyabilir.

Olgun insan, oturup kalkmasını, bir topluma girip çıkmasını bilir.

Bu olkulda size öğretilen, sınıfa, bürolara ve özellikle amirlerin odasına girerken kapıyı çalarak ve izin aldıktan sonra girmek gerektiği kuralı da, mesleki teamülleri öğrenmeniz ve olgunlaşmanız yolunda bir adımdır. Benden size bir amir olarak değil, bir ağabey olarak tavsiye; evinizde dahi olsanız, kapalı kapıyı çalmadan, izin almadan veya en azından gelmekte olduğunuzu haber vermeden içeri girmemeye dikkat edin. Belki eşiniz o anda makyaj veya kendine bakım yapıyor olabilir ve sizin onu o halde görmenizi istemeyebilir. Siz, karşınızdaki kişilerin kapısını çalarak saygı gösterirsiniz ve buna dikkat ederseniz, emin olun siz de aynı anlayışı ve saygıyı görürsünüz.  

Girdiğiniz toplumda selam vermek, izin verilince oturmak, büyükler, amirler ve kıdemli meslektaşlar ayakta iken, oturmayıp, onlara yer vermek gibi davranışlar, kişinin saygısından, yetişme tarzından ve terbiyesindedir. Bir insanın oturuş şekli de, terbiyesinin ve olgunluk seviyesinin bir göstergesidir. Anne babanın ve yaşça büyüklerin yanında ayak ayak üstüne atmadan, kaykılmadan, bacaklarımızı ayırmadan vb. terbiyeli bir şekilde oturuyorsak, oturup kalkışımıza dikkat ediyorsak, aynı şekilde mesleki büyüklerimize de aynı saygıyı göstermek, hem mesleğimizin bir teamülü hem de kişisel olgunluğumuzun bir göstergesidir. Aynı şekilde, büyüklerinizin olduğu bir ortamdan müsaade istemeden ayrılmamak, çıkarken kapıyı çarpmamaya özen göstermek, hatta camın açık olmasından dolayı yanlışlıkla kapının çarpması halinde bile tekrar kapıyı açıp, durumu açıklayıp özür dilemek gibi incelikler de yine olgunluğunuzun birer göstergesidir.

Olgun insan haddini bilir, sınırını aşmaz ve yüz verince astar istemez.

Bazı meslektaşlarımız vardır. Mesleki konularda yılların vermiş olduğu bir tecrübeleri vardır. Bu bilgi ve tecrübesine güvenerek bazen, haddini bilmez, sınırını aşar. Amirlerinin kendisine olan teveccühünü suistimal eder. Ekipte veya karakolda amirinin konuşması gereken yerde, hemen o öne atlar ve sınırını aşarak, susması gereken yerde ilk önde olma, kendini gösterme hevesine kapılır. Halbuki, onun o bilgili halini, amirinin bilmesi yeterlidir. Yeri geldiğinde onu savunacak ve reklamnı yapacak olan da yine o ilk amiridir. Ancak bunun bilincinde olmayan ast, kendi reklamını yapmaya çalışırken, haddini bilmemesi yüzünden, amirinin de desteğini kaybetmekte olduğunun farkına varamaz.

Önceki yılların birinde, birinci dönemin sonlarına doğru, öğrencilerimizle artık birbirimizi iyice tanıdığımız bir vakitte, bir öğrencimin koridorda, merdiven parmaklıklarına yaslanmış, kaykılmış vaziyette elinde birşeylerle oynadığını gördüm. Normalde okulda ve okul dışında resmi üniforma ile zincir, anahtarlık vb. şeyleri elinizde sallamanın yasak olduuğunuı biliyorsunuz. Sadece okulda değil, sivil hayatta da elinde birşeyler sallamak ve o şekilde dolaşmak, olgun ve kültürlü bir insana yakıştırılmayan bir harekettir. Aynı şekilde, geleceğin örnek insanları ve polisleri olacak öğrencilerimizin de böyle nahoş bir alışkanlıktan uzak kalmalarını istiyoruz. O arkadaş, amirini gördüğünde hemen kendine çeki düzen verip, elindekini cebine atması ve özür dilemesi gerekirken, o bunu yapmadı. Yine de onu utandırmadan yaptığı hatayı anlaması ve kendini düzeltmesi için, ‘Bekir elindeki ne?’ diye sordum. Aldığım cevap; ‘Demir yüzbin lira komiserim. Elimi öp de sana vereyim.’ Yorumunu size bırakıyorum. Bunun adı, doğrudan doğruya haddini aşmak ve terbiyesiziktir. Ona verilen yüzün karşılığında, astar istemek değil, astarı söküp parçalamaktı onun yaptığı.

(Şimdi sizler, o öğrencime ne ceza verdiğimi merak ettiniz sanırım. Emin olun o anda hiç bir ceza vermedim ve sadece elindekini kaldırmasını söyleyip yolladım. O yıllarda Polis Okulu’ydu ve öğrenciler okurken evlenebiliyorlardı. Bekir de bir ay kadar sonra, okul esnasında evlendi. Hafta sonu evci izninde düğününü yaptı ve alınan özel bir izinle, o hafta pazar akşamı değil de, pazartesi sabahı geldi okula. O hafta geçti ve cuma günü bayrak töreninden sonra, yatılı öğrenciler normale dönerken, evci öğrencilerin izin kartlarını dağıttık. Kartını alan öğrenci, içtima alanında ayrılıp, çıkış kapısına doğru yöneliyordu. Ben, sınıfımdaki evci öğrencilerin kartlarını özellikle yavaş dağıttığım için, içtima alanında sadece benim sınıfımdaki en son bir kaç kişi kaldı. Bunlardan biri de Bekir idi ve Bekir, heyecanından yerinde duramıyordu. Öyle ya, daha bir haftalık evliydi ve bir an önce evine gitmek için saniyeleri sayıyordu.  Herkesin gitmesinden sonra, sadece Bekir kaldı içtima alanında ve ben hiçbir şey olmamış gibi, arkamı dönüp sınıf komiserliğine doğru yöneldim. Arkamdan koşarak gelen Bekir, kendi kartını sorduğunda, ‘Sen bu hafta sonu isinsizsin bekir. Davranışların düzelir ve bir amirle nasıl konuşman gerektiğini öğrenirsen, belki gelecek haftasonu çıkabilirsin. Yoksa, haftaya da izni unut.’ dedim ve yoluma devam ettim. Bekir, orda öylece donakaldı.)

 Olgun insan, yaptığı işlerin usûlüne riayet eder.

Karakolda görevde olduğunuzu düşünün. Bir göreve gittiniz ve iş uzadı. Ama o anda da memleketten kardeşiniz veya babanız sizi ziyarete geldi. Siz karakoldaki bir arkadaşınızı aradınız ve durumu izah edip, siz gelinceye kadar misafirinizle ilgilenmesini istediniz.

Bir arkadaş vardır, misafirinizi saatlerce oturtur karakolda. Yüzüne bile bakmadan, bir çay zor verir. Bir arkadaşınız da vardır, hem meslektaşının yakını olması sebebiyle hem de misafir ağırlamanın kültürümüzdeki yerini bilmesi sebebiyle; misafirinizi alır, yanına oturtur, güler yüzle sohbet eder, işinden fırsat buldukça ona sıcak bir ilgi gösterir. Sizin işiniz uzayınca; misafirinizi alıp yemeğe götürür, hatta bir fırsatını bulursa, kendi arabasıyla, akrabanızı sizin evinize kadar götürüp ailenize sağ salim teslim eder.

Her ikisi de misafirinizi ağırlamış olur. Ama aradaki usûl ve olgunluk farkını size bırakıyorum. Ve ekliyorum; siz hangi şekilde ağırlayacaksınız bir arkadaşınızın misafirini?

(SON NOT: Bekir o cuma akşamı okulda kaldı ama gecenin ilerleyen saatlerinde, nöbetçi amiri arkadaşa telefon edip, cezasının bittiğini ve o saat itibariyle ayrılabileceğini söyledim. Ve Bekir o geceyi evinde geçirdi.)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 Yazar: Sınıf Komiseri 18.03.2010  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

  Yorumlar
 
İsim:  YAKIN TAKIPCINIZ
 
Yorum: 
 
İsim:  gökhan demirtaş
 
Yorum: 

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Sınıf KOMİSERİ
Sınıf KOMİSERİ ETÜT SAATİ 21 BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIFTAKİ ÖĞRENCİLERİN İLİŞKİLERİ
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Ertuğrul ÖZKÖK Medya Peygamberi mi?
İsmet KAPLAN
İsmet KAPLAN Makam teklifi neden istenebilir?
Elveda TANIK
Elveda TANIK Uyuşturucu Madde Kullanımının Kişi ve Toplum Üzerindeki Etkisi
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK BAĞIMLININ BİR GÜNÜ!
Alparslan ALTEKİN
Alparslan ALTEKİN İNGİLİZ POLİSİ 16 ÜNİFORMA TEÇHİZATLARI
Caner TEKİNTAŞ
Caner TEKİNTAŞ KADRO MEKTUPLARI 17 Kalecik
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN POLİSLİĞİN "P" Sİ
AST SINIF
AST SINIF KOLEJ YAZILARI-7 NÖBETLER
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Emniyet ve Anadolu´nun Sesi: Yaşasın TSK, Kahrolsun Militarizm ve Polis Devleti
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Tecavüzü Seyretmek
Fatih BALCI
Fatih BALCI Düşsel Gerçekler
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN BU, ACI..
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
 
 

   designed and coded by sucveceza.comekibi © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.