KOLEJ YAZILARI-5 (DEVRECİLİK)
Arkadaşlığın en çok önemsendiği yıllarda, yatılı bir okulda ve resmi kurallar atmosferinde yaşamak “devrecilik” denen bağı oluşturmaktadır. Devrecilik, “mikro-milliyetçilik” gibi bir şeydir. Bu haliyle pozitif veya negatif bir dinamik olabilir. Şu yıllarda pozitif yanlarını ortaya çıkarmak ve bu bağın gerekli kıldığı ruhtan yararlanmak arzusunda olan ben, kolej yıllarında bu “devrecilik” in daha çok istismara yakın durduğunu gözlemlemişimdir.
Günümüzde “anormal durumlarda kahraman sayılmak, normal durumlarda adamdan sayılmamak” uygulamasını yaşayan bir toplumuz. Devrecilik de işte bunun bir sınıfa, bir devreye yansımasıdır. Baskın tiplerin çekinik karakterleri sömürdüğü bir “değer” dir. Baskın tipin canı ödev yapmak istemez, “beyler, topluca yapmayalım!” der. Siz “çıkıntı” olmamak için “devrecilik” in gereğini yerine getirirsiniz. Dengesiz baskın tip kapı kırar, kol kırar. Komiser “kim yaptı?” diye sorunca siz “Kara Murat benim!” dersiniz. Allah muhafaza o “devreci” arkadaşınıza bir işiniz düşse size olumsuz cevap vereceği bellidir, hattâ cevap vermesini bile olumlu karşılarsınız.
Bu devreci arkadaşların ilginç bir özelliği de “üst sınıfları” ile kurduğu ilişkilerin kendi devrelerinden çoğu konuda önde olmasıdır. Devrenin ve devreciliğin önde gidenlerinden biri “yanlış yerde bir doğru” söylediğim için belki de devrecilik tarihinde ilk olmak üzere beni jurnallemişti. Taşralı üst sınıfların “kız arkadaş bulma” sorunu ile ilgilenen bu devremizin ruh halini günümüzün “makro-milliyetçileri” ni görünce daha iyi anlamaktayım.
Aynı koğuştaki devre arkadaşını incitmekten zevk alır ve fakat “talep” lerini yine mülayim bir devresinin arzuhalcisiymiş gibi aktararak elde ederdi. Sınıfın en itibarlı mülayimlerinden birini istismar eder ve diğer “kara devre” ler, bu “beyaz devre” yi kendilerinden biri gibi görürlerdi.
Bense bugün bu devrecilikten, devrelerimin doğum günlerini kutlayarak, benimle ilgili gördükleri konularda yardım etmeye çalışarak “semerelendirme” gayretindeyim. Beyaz devrelerin birbirinden kopuk, “kara devre” lerin ilgisine muhtaç ve bohem yaşadıklarını da şahit oldum.
Devreciliği istismar etmeleri bitmiş midir? Yoksa her an “kısa devre” yapmaya hazırlar mıdır? Devrelerini menfaat-merkezli ilişkiye kurban edenler için “devren?” diye sorsak bize “devren satılık!” mı diyeceklerdir?
Devreciliği iyi değerlendiren devreler de vardır. Düğün, cenaze, hastalıkta hemen bir araya gelenler. Onları takdir etmek gerek. Keşke bu ortak paydadan her devre “pay” ını alabilse…
Devrini okuyamayan, devresini okuyamayan devreciliğin malzemesi olur. Kolej yıllarında yaşadığımız bu idi. Devreciliği istismar edenler ise en fazla biraz zaman ve imkan kazandılar/kazanmaktalar… Devran dönüyor…