GAYRIMENKUL İNSANLAR, MAKUL GEREKÇELER
“Hangi Polisten Hangi yazı?” ( http://www.sucveceza.com/yazi-1039.html) isimli yazımızda şöyle bir cümle vardı:
“Misyonunu korumaktan kaçarak misyon korumaya kaçanların misyondan önce-misyondan sonra arasındaki yedi fark içerikli yazılar yazmasını isterdim.”
Ne zaman akçeli işlerden bahsetsem gelen benzer tepkilerden biri bu sefer Murat BAYRAK devremden geldi:
“Yanlış anlamalara açık genellemeler olmuş. bu üslup alışılagelmiş İsmet üslubunun dışında. ben misyon görevindeyim ve bu kategorik genelleme beni rahatsız etti. ben de buradan, kadroda görev yaparken ehl-i keyf bir tavırla Akademi kadrosuna tayin yaptıranların öncesi ve sonrası hakkında görüşlerini belirten bir yazı talep ediyorum. Makul gerekçeler muhakkak vardır.”
Değerli devrem gerçi bir yazı yazmadan yazı talep etmişti, ama bu “müsademe-i efkâr” dan bazı hakikatler doğabilirdi. Gerek onun yazısı yerine geçmesi, gerekse düzeysiz tartışmaların yaşandığı, dinlemek değil dinletmek isteyenlerin bini bir para olan şu devirde arkadaşımın önemli düşüncelerini görmeniz açısından aramızda cereyan eden yazışmaları alıyorum:
Sevgili dostum merhaba,
teyit etmek istiyorum, suç ve cezadaki yorum sana mı ait? Evet ise özenli yorumuna özenli cevap olacak bir yazı yazacağım. Ama sağlıklı olması için bir kaç soru sormak istiyorum:
1-nerede misyondasın?
2-kısaca ne kazandın?
3-enstitüdeki mastırı bitirdin mi?
4-Lituanya tecrübesinin somut çıktısı var mı?
5-4 aylık İngilizce kursunun somut çıktısı oldu mu?
Pzt leri yazıyorum, bu olmazsa öteki Pzt yayınlanır cevap-yazı inş... Senin cevap ve hızına bağlı. eleştiri kaliten ve hayırhahlığından ötürü teşekkür ederim...
***
Öncelikle kolay gelsin İsmet,
Doğrudur yorum bana ait ve umarım seni kırmamışımdır. Fransa Marsilya Başkonsolosluğunda görevliyim. Kazançla kastın maddi yönden ise nasipse bir ev alabileceğim dönüşte, diğer manada yeni bir yabancı dil öğreniyorum ve dünyaya bakışıma yeni eklemeler oluyor. Mastırı bitimedim. Litvanya tecrübesi sayesinde ilk kez yurtdışına çıktım ve ilk kez mukayeseli olarak yabancı bir polis teşkilatını tanıma fırsatı buldum. ( 2 ) aylık İngilizce kursu sayesinde de bildiğim ancak konuşamadığım İngilizceyi konuşmaya başladım. Daha uzun ve ayrıntılı yazmamı istersen seve seve, pazartesiye yetiştiririm. Tekrar ediyorum kırdıysam hakkını helal et.
***
dostum sevgiler,
kırılmak ne kelime, kaliteli ve özgün eleştiriden daha iyi "hayırhah" lık olmaz. kastım ülkede çok iyi işler yapma potansiyeline sahip insanların harcama ve harcanmaları ile ilgili... Yazıda daha açacağım bunu. Bardağın boş ve dolu tarafında olanlar var. Aslında genelleme değildi ve fakat algıya göre öyle anlaşılabilir. ücretli izinli mastırı bitirememen nedendir ve bu senin "misyon" un ile bağdaşıyor mu? Bu benim müstakbel yazım için önemli. hakkım var ise helal olsun, sen de bir yazılık "helallik avansı" ver, kırıp dökebilirim... Muhabbetle.
***
Selamlar İsmet,
Bir değil birçok yazın için peşinen helallik vermiş say beni, ondan şüphen olmasın. Yazılarını ve üslubunu takdirle takip ediyorum. İçimizden homurdandıklarımızı sen dillendiriyorsun. Fakat bir noktada seninle ayrılıyoruz.
Sen mezun olduğumuzda taşıdığın temennilerini taze tutuyor ve bunlar için seçtiğin bu yolla mücadele ediyorsun. Fakat bu diğer insanlar içinde vasata talip olanları yok saymanı, bu tercihlerinden dolayı onları keskin çizgilerle eleştirmeni gerektirmez. Bazıları vardır - ki seni bunlardan biri olarak görüyorum - evreni algılamaya çalışır, geniş bakar olaya. Ve bazıları vardır vasata taliptir - ki ben onlardan biri oluyorum-. Senin varlığın ve algılama biçimin, benim varlığımı yok saymaz. Senin haklı ve makul gerekçelerin beni mutlak haksız çıkarmaz.
Şimdi evreni algılamaya çalışan sen ve vasata talip olan ben arasındaki iş bölümüne gelelim. Sen mevcut birikiminle mücadelene devam edeceksin, temennilerinin gerçeğe döndüğünü görmek için çaba sarf edeceksin. Bense bu görev dönüşü alacağım evin planlarını yapacağım. Bu iş bölümü seni haklı beni haksız çıkarmaz, sadece seni daha haklı çıkarır.
Muhtemelen pazartesi yazacağın yazında, bardağın boş tarafını seçenlerle ilgili kırıp döken bir yazı yazacaksın. Çünkü senin evreni algılama çabanı anlamayan "o" vasatı seçenlere bir anlam veremiyorsun. Vasatı seçen bir dostun olarak sana şunu söylüyorum, çok makul ve haklı sebeplerim var. Ama bana göre, sana göre değil.
Bu arada halini hatrını sormadım, nasılsın iyimisin? Hayat nasıl gidiyor?
***
sevgili dostum,
dolu ve özlü cevabından çok şey öğrendim. Aslında tam da yazmayı düşündüklerimi yazmışsın. Senin dediğini ben "kötü-iyi" "iyi-daha iyi" gibi ifadelerle ifade etmeye çalışacağım. Akademi tayiniyle ilgili soruna da cevap vereceğim. senin gibi kaliteli bir arkadaşa sahip olmak çok güzel, benim derdim bu kaliteyi rantabl görmek. Senin değerini "menkul" görmek, seni gayr-ı menkulle uğraşırken (en azından belli bir rütbeye kadar) görmek değil. Vasatçıları “yok” saymıyorum, onlarda “va”r olanı “var” görmek istiyorum.Bu arada herşey yolunda, doktoraya devam, ev-aile-iş...selam ve muhabbetle.
***
Evet, çoğu şey zaten yazıldı aramızda. Ben bizzat bir misyoncudan “para için çalışmıyor muyuz?” sözünü duymuş ve yine bir misyoncunun yazdığı anlaşılan “Yaşamdaki Gerçek Değerler” (http://www.sucveceza.com/yazi-871.html) isimli itiraf boyutlu bu yazıdan sonra böyle düşünmüştüm. Yurtdışında yapılan işleri ne kadar önemsediğimin yazılardan bazıları ise şunlar:
-Siz de Tam Polis TIPS 'i Var! (http://www.sucveceza.com/yazi-209.html)
-T-Winning, Turkish Winning (http://www.sucveceza.com/yazi-270.html)
Bana, “değer” i olanlardan ziyade “fiyat”ı olanı önceleyenlerin durumu mâkul gelmiyor. Yoksa kendini ülkesine ve milletine adamış ve misyona da gitse, Genel Müdürlükte de kalsa, kadroda da çalışsa hep üreten ve çoğunluğu teşkil eden meslektaşlarımız değil. Alpaslan ALTEKİN abi böyle bir isim ve yine benim yazımdan “alınıp” “Misyondan önce – Misyondan sonra farklar” (http://www.sucveceza.com/yazi-1040.html) ismiyle tam da yazıma cevap olabilecek yazıya cevaba değmeyen bir adam olmama rağmen cevap yazmış, o yazarak ne kaybetti, ve biz okuyarak ne kazandık,görülebilir…
Enerjisini Toki taksitlerine bölen, “evrensel” bakabilecekken “evsel” bakanların neden “daha iyi” dururken “iyi” ye râzı olmaları ve bunun kendi düzeyleri açısından “kötü” olduğunu düşünmemeleri ağır geliyor. Herkesi “özel” görmek istiyorum, yoksa “kategorik genelleme” yapmak muradında değilim, neme lâzım?
Murat devremin yorumunu irdelersek,
“ben de buradan, kadroda görev yaparken ehl-i keyf bir tavırla Akademi kadrosuna tayin yaptıranların öncesi ve sonrası hakkında görüşlerini belirten bir yazı talep ediyorum. “
“alışılagelmiş İsmet üslubu” diyecek kadar takip edip de bu “öncesi-sonrası” farkını görmemek ilginç. Şu teşkilatta ben kadar en eften püften ahvalini yazan ve ifşa eden kaç adam vardır Allah aşkına?
Gelelim asıl “bomba” ya… Akademiye gelelim…
Sene 2004… Bir kalemde şark tayini gelenler gönderilmiş Akademiden. “Eğitim” bir branş olmaktan çıkarılmış. Akademiye özenle yeni mezun komiser yardımcısı alınmıyor. İşte böyle bir ortamda bir yönetici böyle düşünürken bir başka yönetici farklı düşünüyor ve Akademiye, eğitimle haşir neşir taze kan arıyor ve ben de hiç layık olmadığım halde tercih ediliyorum. Şu teşkilatta liyakat esas alınsa benim layık olduğum yer bellidir: “KEM uhdesinde narkotik köpeği olmak”…
Teşkilatımızın istihdam politikası oturmadığından (var mı öyle bir şey), birimler yöneticilerinin gücüne göre personel alabilmekte. Tasvip etmiyorum, ama anormalliklerin olduğu yerde nasıl normal iş yapacakasınız? O dönem başkan olan Sayın Tuncay Yılmaz Müdürümüzün ise bu acizin kitap taslağına yazdığı önsözü de “öncesi ve sonrası” ile ilgili bilgi olabilir diye isteyene gönderebilirim.
Bütün bunların dışında ve üstünde bir hatıramı nakledeyim. Bu vakıa, benim “evreni algılama” m ile ilgilidir ve tayindi, torpildi, tavasuttu, misyondu, paraydı…vb. hepsini ezip geçen bir üst konuma sahiptir. Tabii keyfi olmaktan kurtulup “keyfiyet” e talip olanlara hastır.
Konya Cumhuriyet Karakolunda çalışır iken, üst katımız olan müdür yardımcıları lojmanından bir müdürümüz terfi etti ve Akademi Başkan Yardımcısı oldu. Kendisini pazartesileri sabah 5 gibi ekiple mıntıkamızdaki otogara bırakır ve Ankara’ya yolcu ederdik. Ekiple kendisini götürürken içten ve içimden geçen şu cümle idi:
“Müdürüm, hele siz bekleyin, ben gideyim Akademiye…” Ben, Gölbaşında oluşunu çoğu kimsenin beğenmediği Akademiyi çok severim.İşte bu hatıra benim için çok şey ifade eder.
O Akademi yıllarıdır ki, öğrenileni menkul hale getirmeyi öğrenmişimdir. Menkul, yani nakledilen. Oysa bu anlamda çok değerli insanlar bu değerlerini nakletme gayretine girmeyerek “gayrımenkul” olmaya razı olmaktalar. Dil bilip de turşusunu kuran, vakit bulup da “ucuza konuşturan tarife” lerle ucuz konuşanlar…
Bir misyonum var ise “dahili ve harici bedhah” lara mukabil, “dahili hayırhah” olmak isteğidir. İsteyen “fiat” ı olanın peşinde ömür tüketir, isteyen “değer” i olanın… Ben tüm bunların bir “bedel” i olduğunu hatırlatmak istedim…