“Ah Komiserim Ah!”
Nisan 1993
Sevgili Arkadaşım,
Resmen bunalımdayım. Karşılaştığım beklenmedik olaylar beni depresyona itti. Bu olaylardan ikisini seninle paylaşmak istiyorum.
İki olayın da baş aktörü komiser yardımcısı… Senin-benim gibi Polis Koleji ve Polis Akademisi’nde sekiz sene eğitim alıp kadroya atananlardan. Beni de yıkan bu zaten.
İlk olay şöyle oldu: sakin görev günlerimizden birisiydi. Ben bürodaydım. Her şey son derece normalken birden telsizden bir anons geçildi, “merkez! Menekşe sokaktayız, üzerimize silahla ateş ediyorlar. Çok acele yardım gönderin”. Anons eden, bizim büroya bağlı Kızılay bölgesinde görevli yaya devriye memurumuzdu. Ortalık felaket karıştı. Olay yerine, yakında bulunan çok sayıda ekip intikal etti. Defalarca anons edilmesine rağmen, uzun bir süre, ilk anonsu yapan memurumuzdan cevap alamadık. Aklımıza arkadaşımızın vurulmuş olabileceği geldikçe çıldırıyorduk.
Nihayet, “ateş açan şahsı yakaladık, etkisiz hale getirdik; şubeye seyir halindeyiz!” diye bir anons duyduk. Şubede bulunanlar koridora çıkıp olayı yaşayan memurlarımızın gelişini beklemeye başladık. Ortam çok gergindi.
Diyeceksin ki “bunda ne var? Polissek eğer, görevimiz ve konumumuz gereği her türlü saldırıya maruz kalabiliriz”; haklısın. Ancak, beni üzen hadise asıl bundan sonra başladı.
Arkadaşlarımızın kendilerine ateş ettiği iddiasıyla getirdikleri kişiyi gördüğüm anı hayatım boyunca unutamam. Şüpheli, bizim Muhittin Komiserdi. Bizden üç devre sonra, Çevik Kuvvet’te görevli…
İlk gördüğüm anda çıldırmış gibi bir görüntüsü vardı. Kesin bu işte bir yanlışlık var dedim kendi kendime. Keşke bir yanlışlık olsaydı. Maalesef hiçbir yanlışlık yoktu.
Kısa süre sonra olayın bütün detayları ortaya çıktı. Muhittin Komiser, Menekşe sokakta bulunan bir döviz bürosunu silahını çekerek gasp eder. O koşarak kaçarken döviz bürosunda bulunanlar, dükkândan dışarıya çıkarak arkasından “soyulduk! yakalayın! polis!” v.b. şekilde bağırır.
Bu esnada bizim görevliler de aynı sokak üzerindedir. Muhittin’i yakalamak için uğraşırlarken, o da yakalanmamak için bizim memurlara elindeki silahla ateş açar. Neyse, sonunda Muhittin’i yakalarlar.
Muhittin’i şüpheli bekleme odasına aldık. Müşteki, tanık ifadeleri ve diğer tutanaklarla uğraşmaya başladık. Nedendir bilmem ilk başlarda ikimizde göz göze gelmemeye ve konuşmamaya çalışıyorduk. Hem o, hem ben; hem de büroda görevli diğer komiserler şoktaydık.
Uzun bir süre sonra ortam sakinleşti. Muhittin’in yanına oturdum. Hiçbir şey sormadım. Ne olursa olsun onu üzmek istemiyordum. Beynimi kemiren “niçin” sorusunu anlamış gibi konuşmaya başladı: “kumar” dedi sessizce, “önce küçüktü önemsemedim sonra sorun büyüdü halledemedim” diye devam etti. İşin içinden çıkamayınca da işte bu yaşananlar oldu.
Tutuklandı. Şu an cezaevinde. O ne düşünüyor, ne yapıyor bilemiyorum. Ben bir komiser yardımcısının nasıl olup da azılı bir gaspçı olduğuna, üstelik yakalanmamak için meslektaşlarına ateş edecek kadar olumsuz bir hale geldiğine inanamıyorum.
İlerleyen günlerde, daha bu olanların etkisinden kurtulamadan, ikinci olayı yaşadık.
Öğlen saatleriydi. Emniyet Müdürlüğümüzün bahçesinden bir el silah sesi geldi. Merakla cama koştuk. Terör Şube’nin önü bir anda karıştı. Sonradan öğrendik. Terör Şubede çalışan genç komiserlerimizden birisi intihar etmişti.
Senin de içini kararttım, kusura bakma. Ama bunları yaşayacağımız bize hiç anlatılmadı.
Önlem alınmazsa, daha pek çok meslektaşımızı cezaevine götürür veya intihar olayları yaşarız gibi geliyor bana.
Eğer elimde imkân olsaydı, Polis Akademisi’nde ve polis okullarında mesleğimizin iftihar tablosu olan başarılı polislerle birlikte, mesleğimizin ibret tablosu olan bu olayların da anlatılmasını sağlardım. En azından yollarının üzerinde kendilerini bekleyen tehlikelerle karşılaştıklarında benim gibi şoka girmezlerdi.
Esen kal.