KOLEJ YAZILARI-4 (ÖĞRETMENLER)
Öğretmen, koleje gelene kadar benim gözümde “saygıda kusur edilmemesi gereken” bir varlıktı. Kolejde öğretmen algım değişti, zedelendi. Bu, başta bendeki gençlik yan etkilerinin getirdiği yozlaşmadan kaynaklanmakta idi. Arkadaş etkisine alabildiğine açık psikolojim genellikle olumsuz davranışlara yöneldi. Fakat gençlik ve ilköğretimde alınan eğitim (ne eğitimi, bilgi bombardımanı) ile beraber bizim olumsuz halimiz için hafifletici sebepler mevcuttur.
Gel gör ki hafifletici sebep öğretmenler için de var mıydı? Öğrencilik hayatımda en çok istediğim şeylerden biri matematiği zayıf olana matematik anlatmaktı. Oysa kolej boyunca en zayıf matematik notlarını alanlardan biriydim. Biliyordum, fizik, matematik gibi sayılı dersler çok zevklidir. Fakat anlamadığım için düşman oldum bu derslere. Aranızda güzel kompozisyon yazmak için hafta sonu gidip parasını kitaba verip okuyan ve yazan var mı? Ben bunu matematik için yaptım. Ders için yardımcı kitaplar aldım, ama ne fayda… İlk sene öğrenmek istedim, ama karşımdaki simanın öğretmek gibi bir derdi yoktu. Soru soran fırçayı yerdi, eksik anlatılsa da siz tam anlamak zorundaydınız. Dersi sürekli saate bakarak geçiren bir hoca… İlk sene öğrenemedim, ikinci sene soramadım, üçüncü sene hep zayıf aldım ve ancak allı pullu bir yıllık ödevle geçtim.
Fizik de böyleydi. Zannederim kolej hayatında benden fazla devamsızlık yapan yoktur. Dersten kaçma aşkına yüzlerce saat arazi oluş… “Kopya meşru mudur?” sorusunun net bir cevabı yoktur bende…Mezun olmak için sınıf geçmek, sınıf geçmek için ders geçmek zorundasınız. Ama size doğru dürüst anlatılmıyor. Şahsi çabanızla, ezberleme falanla da olmuyor? Ne yapacaksınız? Tarihin, edebiyatın kötü ise bir sınavlığına ezberler geçersin, ya matematik kötü ise?
Kolej öğretmenleri, lisedeki akranlarından kat be kat avantajlara sahipler. Kendilerine kızan bir öğrenci onları bıçaklamıyor, terbiyesizlik etse sınıf komiserine teslim ediliyor. Bir emniyet müdürü statüsündeler. Olsa olsa bir-iki laubalilik… Neden her ihtiyaçları karşılanan bu “hazır lokma” öğrencilerden bilim, spor şampiyonları, yazarlar, sanatkârlar pek çıkmaz ey hocalarım?
Kabul ediyorum, “Akademiye geçmeyi, meslek sahibi olmayı garantilemişlik” negatif bir motive unsurudur. Ama eşzamanlı olarak pozitiftir de… Zira öğrencinin vakti ve imkânı vardır…Ama onu sevk edecek, şevk verecek idealist öğretmen var mıdır?
Cevap kâğıdına 10 üzerinden 7 vermek, İngilizce bilmeden öğretmeye kalkmak, anlattığı fıkralarla hatırlanmak… Bu mudur yani? Birkaç müstesna hocamız dışında bizim maruz kaldığımız öğretmenler böyle idi. Ben, kolejden yabancı dilini geliştirmiş olarak çıkan pek kimse tanımıyorum. Hâlâ o yılların törpülediği yabancı dillerinin eksikliği yüzünden ne mahrumiyet yaşayanlar var… 5 cümlelik meramını 30 cümlede ifade edemeyen yerli dilde anlatım engellileri var.
Binlerce aday arasından süzülüp gelen kolej öğrencileri neden Akademiye “hedef küçültüp” gelir? İşte size 100 puanlık bir soru kolej hocalarım. İlköğretim yıllarında en ön sıraya abone olan ben, kolej tecrübesi ile rahatça uyuyabileceğim bir arka sıra arar oldum. Ve maalesef “tembelleşme” konusunda yalnız değilim.
Öğrenciler “sınıf geçme” ile “köprü geçme” arasında bir fark hissediyorlar ise kolej eğitimi değişmiş derim. Yoksa “aslan” kediye boğdurtuluyor demektir. Çok şükür canlı öğretmenlere mahkûm değiliz, cansız öğretmen “kitaplar” var… Okumayı sevmeyenler düşünsün!